Prof.Dr. Hüseyin Kalkan

ASTROLOJİYE NİÇİN İNANILIR

Prof.Dr. Hüseyin Kalkan

Astrolojiye niçin inanılır?

İstikrarsız çağımızda alacakları kararlarda kendilerini başkalarının yönetimine rahatça bırakmak hayalinde olanlar çoktur.

Bu kişiler, kendi denetimleri dışındaki yıldızların güçleri tarafından önceden belirlenmiş bir yazgıya inanmak isterler.

Ama hepimiz yaşamla karşı karşıya gelmek ve geleceğimizin yıldızlarda değil, kendimizde olduğunu anlamak zorundayız.

Astrolojiye inanmayı düşünen her kişinin, bu inancın kanıtlanmış hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını hatta bu inancın tersini gösteren birçok kanıtın bulunduğunu bilmesi gerekir"

 18'i Nobel ödülü almış 186 bilim insanı tarafından imzalanan bildiri.

 

KANITI OLMAYAN HAYALLER:

                  ASTROLOJİ

İnsanların büyük bir çoğunluğu için popüler  bir konu olan  astrolojiyi, bilimsel bir bakış acısıyla yazmak, okurların memnuniyeti açısından tercih edilen bir yazı olmayacağı düşüncesine rağmen yine de, bu konuda bilimsel bir bakış açısı kazandırmanın  yararlı olacağı düşüncesindeyim. 

Çünkü, bugün astrologların gelecek için yapmış oldukları yorumların ve kehanetlerin bilimsel olarak kanıtlanabilir hiç bir dayanağının olmamasına rağmen, onların gelecek için bir çok anlama gelebilecek genel ifadelerle olası umutlar vaat etmeleri, insanların çoğunda farklı oranlarda hoşnutluk oluşturması, astrolojinin günümüzde de popülaritesinin artırarak devam etmesine neden oluyor.

Tabi ki, bunu anlayabiliyorum. 

Çünkü kendim de dahil, çevremizdekilerin hemen hemen hepsi, bilimsel bir dayanağı olmamasına rağmen gelecek için güzel sözler duymaktan hoşnut oluyoruz.

Bu insani duygularımızdan dolayı anlaşılabilir bir durum.

Fakat bilimsel dayanaktan yoksun kehanetler ve yorumların yaşamımız üzerinde oldukça etkili olması, hatta bunun bir adım ötesi olarak falcılık, üfürükçülük ve cincilik gibi sapkınlıklara kadar gidebilmesi, insanlığın geleceği için en büyük tehlikeleri oluşturuyor.

Bu nedenle astrologların gelecek için kehanet ve yorumlarına bilimsel bir çerçeveden bakmanın yararlı olacağı düşüncesiyle bu yazıyı kaleme aldım.

Haydi o zaman, sabırlarınıza sığınarak yazmaya ve yazılanlar üzerinde hep birlikte düşünmeye başlayalım.

İnsanoğlu var olduğu günden beri gökyüzündeki gök cisimlerini ve onların hareketlerini merak etmiş, onları anlamaya çalışmış, zaman zamanda onlara çok farklı anlamlar yükleyerek kendi yaşamlarıyla ilişki kurmaya çalışarak çok değişik kehanetlerde bulunmuştur. Üstelik halen de kehanetlerde bulunmaya devam etmektedir.

İnsanlık tarihi boyunca bu kehanetleri en iyi hikâyelendirenler  (astrologlar), kanıtı olmayan kendi hayali gerçeklerini en yalın dilde başkalarına anlatmış, kendi kültürleri içerisinde önemli mevkiler kazanarak çok büyük saygı görmüş, zaman sürecinde astrolojinin doğmasını  ve gelişmesini sağlayarak bugünkü yazımızın konusunu oluşturmuşlardır.

Evet bugünkü konumuz;ASTROLOJİ

İnsanlık tarihi boyunca insanları en çok ve en uzun süreli etkileyen, kültürlerin oluşmasında en etkili olan sosyolojik süreçtir astroloji.

O zaman astrolojinin tanımını yaparak işe başlayalım.

Astroloji kelimesi, Yunanca yıldız anlamına gelen'astro' ve bilgi anlamına gelen'logos' sözcüklerinden türemiştir.

Wikipedia'ya göre astroloji;

"Gök cisimlerinin ve astronomik fenomenlerin, insan karakteri ve kaderi üzerine etkilerinin olduğu önermesini konu alan, bilimsel gerçekliğe sahip olmayan sözde bilimdir."  cümlesiyle ifade edilir.

İnsanın en önemli özelliklerinden birisi de doğuştan getirdiği"örüntü" kurma yeteneğidir.

Türk Dil Kurumu'nun güncel sözlüğüne göre"örüntü;olay veya nesnelerin düzenli bir biçimde birbirini takip ederek gelişmesi"biçiminde tanımlanır.

Bu örüntü yeteneğini kullanan insan, gökyüzündeki yıldızları belirli gruplara ayırmış, kültürüne bağlı olarak her bir grubun mitolojik öykülerini oluşturup isimlendirmiş ve bugün gökyüzündeki 88 takım yıldızının oluşmasını sağlamıştır.

Bu 88 takım yıldızı, gökyüzüne baktığımızda Güney ve Kuzey Yarım Kürelerde gözlemleyebildiğimiz tüm takım yıldızlarının sayısını oluşturur.

Bu takım yıldızlarının 12 si, Dünyadan baktığımızda Güneş'in sanki Dünya'nın etrafındaki dolanma yolu üzerinde sıralanarak, bugünZodyak kuşağı olarak bildiğimiz burçlar kuşağını oluşturur.

Zodyak kuşağındaki 12 takımyıldızının isimleri ve Dünyadan baktığımızda Güneşin arkasında bulunma zamanları aşağıdaki gibidir.

Oğlak(Capricornus): 22Aralık?20Ocak

Kova(Aquarius): 21Ocak?19Şubat

Balık (Pisces): 20Şubat?20Mart

Koç (Aries): 21Mart-20 Nisan

Boğa (Taurus): 21Nisan?20Mayıs

İkizler (Gemini):  21Mayıs?21Haziran

Yengeç (Cancer): 22 Hazirn?22Temmuz

Aslan (Leo):23Temmuz?23Ağustos

Başak (Virgo): 24Ağustos?23 Eylül

Terazi (Libra):24Eylül?23Ekim

Akrep (Scorpius):24Ekim?22Kasım

Yay (Sagittarius): 23Kasım?21Aralık

Bugün astronomi bilimiyle uğraşanlar, Zodyak kuşağındaki takım yıldızlarına"Yılancı" takım yıldızını da ekleyerek takım yıldızı sayısını 13 olarak belirlemişlerdir.

Fakat, bugün hala astrologlar, Zodyak kuşağındaki takım yıldız sayısını geleneksel biçimde 12 olarak kullanmaya devam ederek  burç yorumlarını ona göre yapmaktadırlar.

Bu bilgilerden sonra, astrolojinin gerçekçi bir tanımını yapmanın zamanı geldi.

Astroloji:"Tam çocuğun doğum anında, Dünyadan baktığımızda Güneşin arkasında kalan  Zodyak kuşağı üzerindeki takım yıldızı,  o çocuğun burcunu oluşturmaktadır."

Bir başka ifadeyle, çocuğun tam doğum anında bütün gök cisimleri konumlarına bağlı olarak çocuğun kaderini belirleyecek etki yaparak onun kişiliğinin oluşmasında çok önemli bir yere sahiptir.

İnsanlık tarihi boyunca ve günümüzde insanların çok büyük bir çoğunluğunun az veya çok inandığı astroloji sözcüğünün anlamı bu cümlelerde yatıyor gerçekte.

Artık bazı sorular sormanın zamanı geldi.

Tam doğum anında, astrologların dile getirdiği biçimde çocuğun kaderini belirleyen oESRARENGİZ etki veya neden ne olabilir?

Bence yanıtlanması gereken en önemli soru budur.

Bilim ve teknoloji bu kadar gelişmiş olmasına rağmen hiçbir bilim insanı bu soruya net bir yanıt veremezken, televizyonlarda, gazetelerde veya diğer medya araçlarında binlerce astrolog bu sorulara olağanüstü bir güvenle ve her biri, her bir burç için çok farklı anlamlara gelebilecek yanıtları ve yorumları çok bilgiç bir biçimde rahatlıkla verebiliyorlar.

Bir düşünün.

Bu alanda yıllarca çalışan fizikçiler veya astronomlar buESRARENGİZ etki konusunda henüz bir bilgiye sahip değilken astrologlar bu konuda genel ifadeler içerse de, rahatlıkla kehanetlerde bulunabiliyorlar.

Bunda bir terslik yok mu?

O zaman bilim insanlarında mı bir sorun var?

Dünya üzerinde yaşayan 8 milyar insanı var olan 12  burca böldüğümüzde, burç başına yaklaşık 666 milyon insan düşüyor.

Her bir burca 666 milyon insan düştüğüne göre bu kişiler yükselen ve alçalanlarıyla aynı kaderi mi paylaşıyorlar?

Bunun olabilmesi olanaklı mı?

Aynı burçta, aynı günde, aynı saatte hatta aynı saniyede doğan binlerce insanın hep birlikte benzer kaderlere sahip olmaları sizce olanaklı mı?

Bunları yazarken, genellikle çoğu bilim insanının astrolojiyle ilgili konuşmalarında veya yazılarında astrolojiyi baştan  bilim dışı ilan etmeleri veya küçümsemeleri, astrolojiye inanan  büyük bir çoğunluğa karşı çok da hoş görülmediği gibi onlara bilimin penceresinden gerçekleri anlatabilme fırsatını da ortadan kaldırdığını düşünüyorum.

Bunun yerine, astrolojinin ortaya koyduğu iddiaları bilimsel bir çerçeveden değerlendirerek, kararı bireylere bırakmanın daha doğru bir yöntem olduğu kanısındayım.

Bununla birlikte, Astroloji söz konusu olduğunda, numara yapmanın bir faydası yoktur.

Astroloji bir bilim değildir.

Bunu bilmemiz gerekiyor.

Çünkü, astroloji kanıttan yoksun temelsiz tahminlerde bulunur, aşırı genelleştirilmiş ifadelere dayanır ve yanlış bir temel önermeye sahiptir.

Bunu değişik kaynaklardan okuyabilirsiniz ve belirtilen noktaları yinelemenin pek bir yararı yok.

Astrolojinin temel önermesi: gezegenlerin ve"Zodyak kuşağı" burçlarının (yıldızların takım yıldızlarının) doğum anındaki ve genellikle tüm yaşamımız boyunca konumlarının kişiliğimizi, ruh halimizi ve ilişkilerimizi etkilediğidir.

Birçok astroloğun, gezegenlerin  Dünya üzerinde yaşayan biz insanlara Kütleçekim Kuvveti uyguladığı için beyinlerimizi ve dolayısıyla ruh halimizi etkileyebileceklerini düşünüyor.

Birçoğu, bunu gezegenlerin Kütleçekim Kuvvetinin bedenlerimizi etkilediğinin kanıtı olarak görüyor.

İlk bakışta, iddia mantıklı, hatta günümüzün bilimsel kanıtlarıyla da uyum içerisinde.

Çünkü, kütlesi olan bütün cisimler birbirine çekim kuvveti uygular.

Bu kuvvet, cisimlerin kütleleri ve aralarındaki mesafe ile aşağıdaki formülle ilişkilidir:

    F=GM.m /R2      (G=6.67⋅10−11m3/kg⋅s2)

G'ninEvrensel Kütleçekim Sabitiolduğu yerde,M vem cisimlerin kütleleridir veR, iki cisim arasındaki  mesafedir.

Bu formül 1687 yılındaIsaac Newtontarafından ortaya atılmış veNewton Evrensel Çekim Kuvvetiolarak adlandırılmıştır.

Günümüz bilim insanları, Dünya üzerindeki bir çocuğun doğum anında onu etkileyen tek kuvvetin, Newton'unEvrensel Kütle Çekim Kuvvetiolduğu, onun dışında herhangi bir başka bir kuvvet veya etkiyi henüz keşfedemedikleri ortadadır.

Soru şu: Acaba astrologlar henüz bilim insanlarının tanımlayamadığı yeni bir kuvvet mi keşfettiler?

Yoksa, tam doğum anındaki gök cisimlerinin çocuk üzerindeki etkisini, günümüzün bilimine göre tek etki olan Newton'unEvrensel Kütleçekim Kuvvetinegöre hesaplayıp onların konumlarına bağlı etki derecesine göre mi kehanetlerde bulunuyorlar?

Eğer birinci durum geçerli ise, astrologların bilgi, yorum ve kehanetlerinin bilimsel olarak hiçbir anlamı yoktur.

Fakat, gezegenleri inanılmaz derecede büyük nesneler olarak düşündüğümüz için, kütleçekiminin vücudumuzu etkilediği düşüncesi mantıklı geliyor.

Ancak yeni doğmuş bir bebek için, etrafta gezegenlerle aynı türde kuvvet uygulayan başka çok sayıda nesne vardır.

Gezegenlerden çok daha küçük olabilirler ama çok daha yakınlar.

Bebeğin doğum anındaki gezegenlerin konumuNewton'un Evrensel Kütleçekim Yasasınagöre, gelecekteki kişiliğimizi hayati derecede etkiliyorsa, bebeğe çok yakın olmalarından dolayı doğumhanede bulunan her türlü nesnenin de etkili olması beklenir.

Bizim artık hem gezegenlerin, hem de doğumhanedeki nesnelerin çocuk üzerindeki etkilerini Newton'un Kütleçekim denklemiyle hesaplayabilmemiz olanaklı.

Böyle bir çalışma; 27 Aralık 2009 daMoriel Schottlender tarafından yayınlanan"Astrology, a Practical Test: Objects That Affect You at Birth" başlıklı makalesinde yapılmıştır.

Bu çalışmada,  9 gezegenin ve doğumhanedeki nesnelerin çocuk üzerindeki Kütleçekim etkileri hesaplanmış ve  gezegenlerin toplam etkileriyle kıyaslanarak bilimsel bir yorum yapılmıştır.

İşte bir doğumhanede olması gereken en temel unsurların bir listesi:

  • Bir doktor
  • Bir hemşire
  • Teknisyen (görevi gerçek doğum sırasında doktor ve hemşireye yardım etmektir)
  • Eş (annenin bir eşi olduğu varsayılarak)

Nesneler:

  • Yatak veya doğum koltuğu.
  • Bip sesi çıkaran makine (kalp monitörü).
  • Tartı (bebeği tartmak, temizlemek ve kontrol etmek için)
  • Tansiyon aleti (tansiyon ölçer) ve stetoskoplar.

Bu alet ve edevatların her birinin bebeğe uyguladığı kuvveti, kütlelerini ve göreceli mesafelerini tahmin ederekF=GM.m /R2 Newton'un Kütleçekim denklemindeM  yerine her bir nesnenin kütlesi, küçükm yerine çocuğun kütlesi (yaklaşık 3.5 kg) ve aralarındaki uzaklığı daR'nin yerine yazarak hesaplandı.

Tahmini olarak ortalama büyüklükteki bir personeli (75-85 kg) kabul edildi.

Hesaplamalar sonucu;

  • Doktor = 2,19x10−7 Newton
  • Hemşire = 1,8x10−8 Newton
  • OB Teknolojisi = 2,13x10−9 Newton
  • Eşi = 7,68x10−8 Newton
  • Yatak = 1.2x10−5 Newton
  • Kalp Monitörü = 6x10−9 Newton
  • Ölçü Aleti = 9,6x10−11 Newton
  • Diğer Küçük Aletler = 7,5x10−11 Newton

Hepsinin toplamı: 1,232x10−5 Newton

Şimdi de her bir gezegenin çocuğun doğum anındaki etkilerini hesaplayalım.

F=GM.m /R2 Newton'un Kütleçekim denklemindeM  yerini her bir gezegenin kütlesi, küçükm yerine çocuğun kütlesi (yaklaşık 3.5 kg) ve aralarındaki uzaklığı daR'nin yerine yazarak hesaplanırsa.

  • Mercury = 1.21x10−8 Newton
  • Venus = 8.06x10−7 Newton
  • Mars = 5.17x10−8 Newton
  • Jupiter = 5.72x10−7 Newton
  • Saturn = 9.55x10−8 Newton
  • Uranus = 3.13x10−9 Newton
  • Neptune = 1.27x10−9 Newton
  • Pluto = 1.27x10−13 Newton

olur.

Gezegenlerin toplam kuvveti = 1.544x10−6 Newton

Doğumhanenin toplam kuvveti = 1,232x10−5 Newton

Bu iki kuvveti oranlarsanız doğumhanedeki toplam kuvvet, gezegenlerin uyguladığı toplam kuvvetten yaklaşık8,01 kat daha büyüktür.

Yani doğum anında doğumu yaptıran doktorun cebindeki madeni bir paranın çocuk üzerindeki Kütleçekim Kuvveti Merkür gezegenin etkisinden daha büyük olmaktadır.

Bu çok ilginç ve şaşırtıcı bir durum değil mi?

İddianın savunucuları koltuklarından fırlayabilir ve güçlerin son derece yakın olduğunu iddia edebilir.

Yakın görünüyorlar (eğer 8 faktörü yakın kabul edilirse), ancak gezegenlerden gelen kuvvetlerin, bebeğe yakın çevresinden uygulanan kuvvetlere kıyasla çok küçük olduğu kesin olarak kanıtlanmış oluyor.

Ve en dikkat çeken noktalardan biri: Dünya'nın doğum anında çocuk üzerindeki Kütleçekim etkisini göz ardı ettik!

Tabi ki, çocuk Dünya üzerinde doğmaktadır.

Haydi o zaman Dünya'nın tam doğum anındaki etkisini yine Newton'un Kütleçekim denklemini kullanarak hesaplayalım.

Hesapladım.

Sonuç: Yaklaşık 35.46 Newton

Bunu gezegenlerin toplam etkisiyle oranladığınızda inanılmaz bir rakamla karşılaşıyorsunuz.

Dünyanın tam doğum anında çocuk üzerindeki etkisi, tüm gezegenlerin toplam etkisinden yaklaşık2.200.000kat daha büyük.

Yani tüm gezegenler, çocuk üzerine1 birim etki ederken Dünya ise yaklaşık iki milyon iki yüz bin birim daha büyük bir etki yapıyor.

İnanılır gibi değil.

Bilim böyle söylüyor.

Sizler de hak verirsiniz ki, 2.200.000sayısı yanında1 sayısının hiçbir anlamı ve etkisi olamayacağı düşünülebilir.

O zaman farklı bir durum var.

Astrologlar, kütle çekim etkisinin dışında farklı bir kuvvetin olduğunu hissediyor olabilirler mi?

Bilim henüz bu duruma cevap veremiyor.

Fakat yüz binlerce astrolog, bilimin henüz keşfedemediği bu esrarengiz etkiyi kullanarak gelecek hakkında kehanetlerde bulunarak astrolojinin popülaritesinin artarak devam etmesini sağlıyorlar.

İyi de para kazanıyorlar.

Hatta bilim insanlarından daha fazla!

Takipçileri ve hayranları kesinlikle bilim insanlarından daha fazla.

Ben,Fatih Altaylı'nın"Teketek"programında çıkardığı bilim insanlarının izlenme oranıyla, aynı kanaldaki tanınmış bir astroloğun izlenme oranlarını çok merak ediyorum.

Tahminim astroloğun lehinedir.

Belki de, bizlerin astrologlara karşı sert eleştiri yapma içgüdüsü kıskançlık olabilir mi?

Tabi ki, değil.

Bilim insanları, olağanüstü bir heyecanla olağanüstü bir emekle elde ettikleri doğanın işleyiş mekanizmalarının altında yatan gerçekleri,  insanlığa kazandırmak ve üzerinde yaşadığımız Dünyayı daha yaşanılabilir kılmak için paylaşım ihtiyacı duymaktadırlar.

Bu nedenle,  astrologların kehanet ve yorumlarını bilimsel bir çerçeveden tartışmak, kaleme almak bizler için de cesaret gerektiren bir konu. 

Bizim, bilimin söylediğinin dışında bir şeye inanma şansımız yok fakat gelecek için güzel  sözler duymaktan da çok hoşnut oluyoruz.

Ortak noktada buluşmak en iyisi.

Tabi ki, bizler duygu ve estetikten yoksun makineler değiliz.

Çoğu zaman insani duygularımızın okşanmasına, güvende olmaya ve gelecekle ilgili umut dolu duygulara ihtiyaç duyarız.

Yaşam karmaşası içerisindeki katı realist yaklaşımlarımızı, sürrealist yaklaşımlarla yumuşatabilir, zenginleştirebiliriz.

O zaman, astrologların burç yorumları hoşumuza gidiyorsa, yaşamımıza renk katıyorsa, sohbetlerimizi artırıyorsa bence de devam edin.

Sadece bu yorum ve kehanetlerin bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu bilin yeter.

Astrologların sizin burcunuz için yaptıkları yorum ve kehanetlerden  hayatınızı etkileyecek biçimde etkileniyorsanız uzak durun.

Sadece bu yazının başında ifade edilen18'i Nobel ödülü almış 186 bilim insanı tarafından imzalanan bildiriyiyeniden okuyarak biraz düşünmenizi öneririm.

 Saygılar.

Prof.Dr. Hüaseyin KALKAN