Prof.Dr. Hüseyin Kalkan

Evrenin Gizemli Dünyasına Yolculuk 11

Prof.Dr. Hüseyin Kalkan

Bilgi meşalesinin ateşi büyüdükçe, şaşkın gözlerimizin önünde daha fazla karanlık açılıyor.

                                                                                          Terence Mc Kenna

Bütün büyük şeylere sevinçli bir yürekle ulaşılır.

              Ramtha

Ne bildiğimizi bilmiyoruz.

Ne bilmediğimizi de bilmiyoruz.

Toplum olarak ne bildiğimizi  bilmediğimizi de bilmiyoruz

O zaman haydi gelin soralım,

Sorgulayalım,

Bilinmeyenin gizemli dünyasının kapılarının zilini çalalım.

Bugün, sahip olduğumuz birçok icat ve keşif, insanın kendisine, çevresine ve doğaya karşı sormuş olduğu birçok soru sayesinde ortaya çıkmaktadır.

Okulda öğrendiğimiz şeyler, cevaplar, sorulan sorulardan ortaya çıkmaktadır.

Bütün bilgi dallarını başlatan ilk neden, ilgili sorulardır.

Hintli bilgeRaman Maharshi, öğrencilerine aydınlanma yolunun şu soruda özetlendiğini öğretmiştir.

"Ben kimim?"

Soru sorma, daha önce bilmediklerimizin yolunu açar ve bilinmeyene gitmenin kapılarını aralamanın tek yoludur.

Niçin büyük ve derin sorular sorma ihtiyaç duyarız?

Çünkü bir büyük soru sormak; heyecan dolu bir maceraya, gizemli bir keşif yolculuğuna, yeni bir heyecana ve bilgi dolu bilinmeyen sonsuz olasılıklar dünyasının kapılarını aralar.

Öyleyse neden derin sorular sormaktan korkuyoruz ki?

Çünkü derin sorular sormak, belirsiz bir kaosa veya önceden kestirilemeyen bilinmeyenlere doğru sürükler insanı.

Ya cevaplar, sizi kendi kültürünüz içerisinde kendiniz için inşa ettiğiniz sosyo-kültürel veya inançsal güvenlik duvarlarınızı aşarsa?

Birçok insan kolay olanı seçer ve bilinenin güvenliğinde kalmak ister.

Aslında, merak duygusu, öğrenme ve sorgulama insanın doğuştan getirdiği en temel özelliklerinin başında gelir.

Buna güzel bir örnek, ailenizdeki yaklaşık üç yaşlarındaki bir çocuğun davranışlarında görebilirsiniz.

Yakınlarına rahatsız edercesine tekrar tekrar,

"Bu ne?, Bu ne?, Bu ne?..........?"

sorusunu hiç bıkmadan usanmadan sormaktadır.

Çocuğun tek amacı doğuştan getirdiği merak ve öğrenme duygularını tatmin etmektir.

Fakat doğuştan gelen bu içgüdüsel dürtü yaş ilerledikçe azaldığı görülmektedir.

Neden?

Çocukların bu doğal sorgulayışınıAziz Nesin'in o ünlü"Muni" kitabında efsaneleştirdiği gibi.

İnsanlar en baştan beri büyük sorular soruyorlar.

Yunan filozofları büyük sorular üzerine düşünüp onları tartıştı. 

Sokrates ve Platon gibileri;

Güzellik nedir?

İyilik nedir?

Adalet nedir?

Toplumu yönetmenin en iyi yolu nedir?"

gibi soruları sordular.

Bununla birlikte, bilimsel zekâya sahip insanlar sürekli sorular sorarlar.

Nasıl çalışıyor?

İçinde ne var?

Gerçekten göründüğü gibi mi?

Evren nereden geldi?

Gündelik hayatta olanların ardında hangi yasalar ve modeller var? 

Albert Einstein çocukken kendisine şu soruyu sordu;

"Bisikletimi ışık hızında sürer ve farı açarsam, bisikletimin önü far ile aydınlanır mı?

Bu soruyu on yıl boyunca kendine sora sora az kalsın çıldırıyordu, fakat bu bitmek bilmeyen arayışındanGörelilik (İzafiyet) Teorisiortaya çıktı.

Görüldüğü gibi soru sormak bilinmeyene açılan yeni bir kapı olmakla birlikte bilimin ve değişimin de ateşleyicisi olmaktadır.

Her bireyin, olaylar karşısında sordukları soruların bilgi düzeyleri o toplumların sahip oldukları kültürleri ile orantılı olduğu görülüyor.

Bir başka ifadeyle, her bireyin sorduğu soruların düzeyleri, kendi birikimlerini ve buna bağlı olarak da eğitim düzeyini gösterirken, içinde yaşadığı toplumun da bilgi ve kültür düzeylerinin bir ölçüsü olarak gösterir.

Aslında evrenin temel yasalarını keşfetmekteki en büyük deha olan Albert Einstein gerçeklik yolunda var olan yasaların çok karmaşık ve anlamsızolmaması, dolayısıyla gerçekliğe giden yolun aydınlatılmasını sağlayacak büyük soruların karmaşıkolmamasıgerektiğini düşündü.

Hatta hayatının son yıllarını doğanın işleyiş mekanizmasını sağlayan dört temel kuvveti tek bir kuvvet altında toplayarak sadeleştirmeye çalıştı.

Bu birleştirmeyi sağlayacak cevaplanması gereken sorularında sade olması gerektiğini ifade ediyordu. Tıpkı çocuğun sorduğu

"Bu ne?"

gibi sade ve yalın soru ve cevaplar aradı.

Ama ömrü yetmedi.

Bilgi birikimi ve teknoloji geliştikçe sorulmaya çalışılan soruların karmaşıklığı ve zorluğu da artmakla birlikte toplumlarda soru sorma ihtiyacı da azaldığı görülmektedir.

Soru sorma ihtiyacı azalan bir birey doğal yapısından uzaklaşarak sorgulama yeteneğinden yoksunlaşarak daha az özgürlük talep etme yöneliminde olmaktadır.

KendinizeJoe Dispenza'nınsorduğu şu soruları hiç sordunuz mu?

"Neden aynı gerçekliği yaratıp duruyoruz?

Neden aynı ilişkilerin içindeyiz?

Neden tekrar tekrar aynı işleri üstleniyoruz?

Çevremizde var olan sonsuz potansiyeller denizinde, nasıl oluyor da aynı gerçekliği yaratmaya devam ediyoruz?

Zihninizde vahşi bir gizem yolculuğuna en son ne zaman çıktınız?

En son ne zaman sonsuzluğun öteki tarafına geçmeye çalıştınız?"

Bunlar büyük ve derin sorular.

Büyük soruları düşünmek, zihninizle"kaliteli vakit" geçirmenin de harika bir yoludur.

Yine, büyük sorular sorma isteği, evrenin sonsuz olasılıklı gizemli dünyasını anlama yolunda atılan en önemli adımdır.    

Soruların büyük olmasının sebebi onların önümüzde daha büyük bir gerçeklik, daha fazla seçenek, daha geniş görünüm açmalarıdır.

Ve bunlar, sorular biçiminde gelmektedirler, çünkü "bilinen"in öteki tarafından geliyorlar.

Ve oraya gitmek, değişimin başlangıcıdır.

Haydi o zaman hep birlikte "Evrenin Gizemli Dünyası"na giden yolculuğumuzda derin sorular sormaya ve onlara cevaplar aramaya devam edelim.

Artık,  uzay ve zamandan bağımsız hayal gücü uzay gemimizle varoluşun muhteşem anlarına tanıklık ettiğimiz heyecan dolu yolculuğumuza devam edebiliriz.

Big-Bang'den bu yana yaklaşık 4 milyar yıl geçmişti.

 

Evren soğumaya devam ederken hızla genişlemeye de devam ediyordu.

Artık, bütün var edilmişleri meydana getiren bütün elementler farklı büyüklükteki farklı kütleli yıldızların içerisinde pişirilerek farklı şiddetteki patlamalarla uzay boşluğuna bırakılıyordu.

Birçok element türünü içeren bu olağanüstü büyüklükteki devasa bulutsuların macera dolu yolculuğuna zamandan bağımsız uzay gemimizle eşlik ederek olanlara tanıklık etmenin heyecanını yaşıyorduk.

Bu milyarlarca yıl sürecek uzun bir yolculuktu.

Zaman hızla akıyordu.

Zaman geçtikçe evrenin muhteşem evirilişine tanıklık etmek bizi adeta büyülüyordu.

 

Yolculuğumuz süresince zaman zaman farklı büyüklükteki Galaksilerle, Karadeliklerle, Yıldızlarla, Novalarla, Süpernovalarla, Kuazarlarla, karmaşa içerisinde çok farklı yönlere doğru giden irili ufaklı ateş topu halindeki kaya parçalarıyla, farklı büyüklükteki yıldızlar tarafından üretilmiş atom ve toz bulutsularıyla ve çok değişik farklı gökcisimleriyle karşılaşıyorduk.

 

Bunların kimisi henüz daha oluşumunun başlangıcındayken kimisi de yaşamlarının sonlarına doğru yaklaşıyorlardı.

 

Olağanüstü bir karmaşa içerisinde çok farklı yönlere doğru  çok farklı hızlarda hareket eden bu gökcisimlerin her biri,  sanki başlangıçtan 13.8 milyar yıl sonraki bugünün var edilmişlerini inşa etmek için yola koyulmuşlardı.

 

Kontrolsüz sonsuz olasılıklı bir karmaşa içerisinde görünen bu gökcisimleri, aslında olağanüstü bir gücün kontrolündeydi.

 

Tabi ki bu güç evrenin makro  ve mikro düzeydeki düzenini sağlayan dört temel kuvvetten biri olanKütleçekim Kuvvetiydi.

 

Her şey onun kontrolü altındaymış gibi görünüyordu.

 

Sanki, bir orkestra şefi bugün bütün var edilmişleri ve bizlerin inşasını gerçekleştirmek için olağanüstü büyük bir evren orkestranı olağanüstü bir düzen içerisinde yönetiyordu.

 

Zaman ilerledikçe bu varlıklar birbirinden uzaklaşıyor, aralarında büyük uzay boşlukları oluşturarak kendi bağımsız bölgelerine çekiliyorlardı.

 

Ve her birisi kendi bağımsız bölgelerinde sahip oldukları madde miktarına bağlı olarak kendi imparatorluklarını ilan ediyorlardı.

 

Biz ise zamandan bağımsız uzay gemimizle Süpernova patlaması sonucu, devasa element gruplarından oluşan gaz bulutsusuyla birlikte geleceğimize doğru yol almaya devam ediyorduk.

 

Milyarlarca yıl sürecek bu yolculuğumuz esnasında, çok ilginç olaylara tanıklık etmeye devam ediyorduk.

 

Bazen büyük galaksi kümelerinin yanından veya içinden geçiyoruz, bazen de farlı büyüklükteki yıldızların yakınından geçiyorduk.

 

Hatta bazı yıldızlar bizim devasa gaz bulutsumuzun içerisinden geçerek o yıldızın devasaKütleçekim Kuvveti nedeniyle gaz bulutsumuzdan büyük parçalar kopararak ya içerisine çekerek element çeşitliliğini ve zenginliğini artırıyor ya da gelecekte kendi gezegenlerini oluşturmak üzere belirli yörüngelere oturtuyordu.

 

Bu bizi şaşkına çevirmişti.

 

Çünkü bu bilgi bize,Güneşimiz'in ve sekiz gezegenin oluşturduğuGüneş Sisteminin nasıl oluştuğuna dair muazzam ipuçları veriyordu.

 

Bununla birlikte başka bulutsulardan veya yıldızların etraflarındaki kendi ürettikleri element bulutsularından da bizim bulutsumuza farklı element grupları katılıyordu.

 

Hep birlikte yol almaya devam ediyorduk.

 

Bu olağanüstü oluşum mekanizmalarıKütleçekim Kuvvetinin kontrolünde milyonlarca hatta milyarlarca yıl sürüp devam etti.

 

Yaklaşık başlangıçtan bu ana kadar 6 milyar yıl geçmişti.

 

Evren hızla genişlemeye devam ederken etrafımızda artık tamamıyla büyük uzay boşlukları oluşmuştu ve artık her şey çok uzaklarda sisli puslu küçük  ışık kümeleri şeklinde görünüyordu.

 

Yolculuğumuzun son 5 milyar yıllık zaman sürecinde en çok ilgimizi çeken olaylardan bir tanesi de galaksilerin evrimsel süreçlerine tanıklı etmemizdi.

 

Galaksiler, başlangıçta olağanüstü büyüklükteki, çoğunluğunu Hidrojen elementinin oluşturduğu devasa gaz kürelerinden oluşuyordu.

 

Olağanüstü büyüklükteki bu dev gaz bulutları kendi içerisindekiKütleçekimi Kuvvetinin etkisiyle yine milyarlarca küçük yoğunlaşma merkezleri oluşturarak yıldızları oluşturuyorlar ve  Açısal Momentumun Korunumu Yasası'na göre de kendi eksenleri etrafında dönmeye başlıyorlardı.

 

Bu devasa yapılar, döndükçe de yayvanlaşarak düzlemsel bir disk haline geliyorlardı.

 

Ve milyonlarca yıl bu süreç devam ederek galaksi içerisinde oluşan yıldızlar, at arabasının tekerleklerindeki gibi spiral kollar üzerinde toplanmaya başlıyordu.

 

Bugün bile hala bilim, galaksilerin niçin böyle evrimleştiğine dair soruya cevap vermekte zorlanıyor.

 

Bir başka ifadeyle, galaksiler ilkel halleri olan dev gaz bulutlarının oluşturduğu küresel yapılardan evrimleşerek devasa spiral kollu yapılara dönüşüyorlardı.

 

Bu evrimsel süreç, yaşamın da ortaya çıkış koşullarını adım adım hazırlıyordu.

 

Heyecanla uzay boşluğunda yol almaya devam ediyoruz.

Çok uzaklarda birden spiral kollara sahip iki galaksi belirdi.

Yapmış olduğumuz ölçümler bu iki galaksi arasındaki uzaklığınnın yaklaşık 2.2 milyon ışık yılı olduğu ortaya çıkınca birden heyecanlanmıştık ve bütün uzay gemisindekiler büyük çığlıklar atarak haykırıyorlardı.

"İş geldik"

sesleri yankılanıyordu.

Çünkü, bunlar bizim galaksimiz olanSamanyolu (Milky Way) ile ona en yakın komşusuAndromeda idi.

Onlara yaklaştıkça heyecanımız daha da artıyordu.

Şu an evimizden sadece 10 milyon ışık yılı ötedeydik.

Manzara mükemmeldi.

Bu uzaklıktan baktığımızda, Samanyolu Galaksisi'ndeki yaklaşık 400 milyar, Andromeda Galaksisi'ndeki yaklaşık bir tirilyon yıldızın görünmeyen gizemli bir merkez etrafında dolanıyor gibi görünüyorlardı.

Neydi bu görünmeyen gizemli merkez?

Merkezde hiçbir şey görünmemesine rağmen cevresi olağanüstü parlak ve karmaşa içerisindeydi.

Bu kadar devasa büyüklükteki galaksiler dağılmadan nasıl oluyorlar da bir arada durabiliyorlardı?

Evet, bu gizemli bölgelerin merkezinde, aslında uzun zamandır aranan, evrenin en esrarengiz yapıları olanKaradelikler olmalıydı.

Karadeliklerle ilk temasımızdı.

Ve içerisinde bulunduğumuz bulutsu Samanyolu galaksisine doğru yol alırken biz de rotamızı Samanyolu Galaksisinin merkezinde olduğunu düşündüğümüzKaradeliğe doğru çevirdik.

Kendimize giden gizemli yolda adım adım ilerliyoruz.

Zamanda yolculuğumuz devam edecek.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Hüseyin KALKAN

Not: Her türlü eleştiri ve sorularınızı  05333465800 numaralı WhatsApp'tan veya

kalkanh@omu.edu.tr adresinden yazabilirsin