Hilal Genç

HAYDİ! GEÇMİŞE ÇUF ÇUFLUYORUZ.

Hilal Genç

Köşemin tüm okurlarına merhaba.

Öncelikle yazılarıma gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ediyorum. Ve bu alakadan da anlıyorum ki hala benim gibi melankolik ve damar insanlar var :))

 Bu hafta sizlerle sohbet havasında bir yazı yazmak istedim, zaman zaman okurken sizin de dahil olacağınıza inandığım.

Ama önce bu bağlamda çok ufak kendimden bahsedeyim, her ne kadar yazılarımda çok duygusal, romantik, fazlasıyla arabesk olsam da aslında çevremde çok eğlenceli, bugünün jargonuyla kafa diye tabir edilen bir tipim. Ama bu sizi yanıltmasın. O zaman bu yazılar samimi duygularınız değil mi? diye. Vallahi ikisi de benim.

Sabah gözünü Ahmet Kaya, Müslüm Gürses'le açan da benim onları dinledikten sonra en hareketlisinden bir parça açıp eller havaya yapan da.

Bu arada içinizde ben hiçbir zaman arabesk falan dinlemedim diyeniniz var mı?  Varsa bizden değildir :))) hepimiz Müslüm, Orhan, Ferdi zamanı çocuklarıyız. Galiba bir de tavernacı bir gurup var ki ben o guruba hiç dahil olamadım. Sanırım tarzım olmayan tek müzik türü oydu.

Kimine göre özgür, kimine göre özgün ya da protest müziğin babası Ahmet Kaya listemin hep en başı olmuştur.

O dönemlerde müzikler bile başka güzel ve anlamlıydı öyle değil mi? Her şey gibi.

Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun'un aşklarını izleyip büyümüş bir nesiliz biz. Aşkı, sevdayı, acıyı bizden iyi kim bilebilir ki.

Yeşilçam dediğimiz o muhteşem yapıyı, bugün hala severek tekrar tekrar izlediğimiz filmleri, hiç düşündünüz mü? Neydi onlarda bizi ekrana bağlayan.

Bence bize geçirdikleri samimiyet , saf ve güzel duygular. E şimdi duyuyorum sizi Erol Taş'ı, Nuri Alço'yu, Aliye Rona'yı unuttun galiba, der gibisiniz. Hiç unutmadım. Onlar da öyle gerçek ve samimiydi ki; hepimiz nefret etmedik mi, yıllarca oynadıkları karakterlerden.

Biz hababam sınıfını milyon kez izlemiş, gülmüş hatta o seride bile zamam zaman vedalara ağlamış bir nesiliz.

Gülmeyi Kemal Sunal'dan, tarihi Malkoçoğlu Cüneyt'ten öğrenmedik mi, hepimiz? İtiraf edin Hürrem Sultan'dan daha iyi bir tarih anlatımıydı o dönem filmleri.

O zaman izlerken yok artık deyip dalga geçtiğimiz sahneleri hatırlayın. Cüneyt Arkın kalenin surlarından atın üstüne atlar, o yetmez bir okla üç, beş kişiyi aynı anda vurur, hatta ok bir kişiyi vurur yere beş kişi düşer falan. E bunlar o zamanın teknolojisiyle ve müthiş oyunculukla yapılmış sahnelerdi. 

Bugün teknoloji son noktada filmlere bakın. Adam uçan helikopteri ayağından yakalayıp tırmanıyor,  arabalar uçurumlardan düşüp parçalanıyor, oyuncu içinden saç jölesi bile bozulmamış çıkıyor. Mermiler havada yakalanıyor, yetmiyor koca bir bina patlıyor ve ateşlerin içinden kaslı vücuduyla bir adam kucağında bir kadınla bize doğru yürüyor. Şimdi bunlar müthiş  aksiyon filmi de  bizim Cüneyt abi mi absürt? Hadi canım sizde!

Biz öyle bir nesiliz ki; aksiyonu Cüneyt ve Kadir'den, gülmeyi; Kemal  Sunal, Zeki, Metin, Müjdat Gezen, Öztürk Serengil'den, aşkı, ayrılığı, ihaneti; Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit'ten, mertliği; Ayhan Işık, Sadri Alışık, Tarık Akan'dan öğrenmedik mi?

 Hulusi Kentmen, Münir Özkul hepimizin babası olmadı mı?

Burada ismini saymadığım nice güzel insanlar girdi o siyah beyaz ekrandan hayatımıza. Mesela televizyondan masal dinleyip haydi  kuzucuklarım şimdi uykuya diyen o tatlı kadın Adile Naşit'i dinleyip yatağımıza gitmedik mi hepimiz? Ve telefonla televizyona bağlanıp Tolga abiyle tuşlara basıp çuf çuflamadık mı? Pembe bir panterin peşinden gidip sakarlıklarına gülmedik mi?

Her pazar Barış Mançoy'la adam olduk, yarışmalarda birbirini kıran, deviren insanları değil, Süheyl ve Behzat eşliğinde üst üste dizilmiş kadehlerin devrilip kırılmasını izledik.

Yaa biz müzik programında kadife gibi sesi, güzel Türkçesiyle naifliğinden siyahi şarkıcıya çikolata renkli sanatçımız diyen Sezen Cumhur Önal'la büyüdük. Nasıl kötü bir nesil olabiliriz ki :)))

Ediyle Büdü var dostluğu öğrendiğimiz, kimsenin ölmediği, kan gövdeyi götürmeyen, tek mesajın sevgi ve birlik olduğu, Perihan abla, Bizimkiler, Süper Baba, ya Altın kızlara ne demeli? Bitti mi? Hayır tabiii ki; hatırlayın bakalım kuzeninin evine gelip yerleşen Balkiyi ve kuzen Larry'e çektirdiklerini. Hem güldürüp hem ne çok şey öğretmediler mi bize?

Yani entrika da izlemedik değil Dallas'ı ve Ceyarı hatırlamadım sanmayın e ama herkes de iyi olmaz ya küfretmeyi de ondan öğrendik çoğumuz:)))

Say say bitmiyor değil mi? Eminim sizin de aklınıza neler geldi neler!

Her eve gazete girerdi mesela.

Hatta birkaç tane birden? Tabii o zamanlar gazeteler çok yanlı ya da çok zanlı değildi, sadece adıyla müsemma haber gazeteleriydi. Hele hafta sonu ekleri olurdu ki; her kesimden insana göre haberi olurdu. Spor, magazin, gezi ve bütün ailenin kutu bulmacası için kavga ettiği bulmaca eki.

İçinizde o kare bulmacanın kutu içindeki sanatçısına bıyık çizmeyen var mı?

 Ha bir fe farklı bir entelektüel kesimin takip ettiği pek sosyal gazeteler vardı ki; ona hiç girmeyelim. Sosyal gazeteler deyince geldi aklıma, öyle düşünceli bir medyamız vardı ki :)) Kırmızı noktalı program ve filmler vardı çocukları ekrandan uzak tutun demek için. Bu uygulamayı şimdi yapsalar herhalde izlenecek program kalmaz:)).

Anlayacağınız her şeyin en güzelini görmüş bir nesiliz galiba biz.

İyi de ben biraz kendimden bahsedecektim konu yine geçmişe nereden geldi. Galiba yaşlanıyorum ben :))

Hadi sizler bıraktığım yerden devam edin eskilerden.

Haftaya inşallah yine beraber güzel paylaşımlarda buluşmak dileğiyle.