Onur Şirin

EMEKÇİNİN CEBİNDEKİ 'GİZLİ' EL

Onur Şirin

 

Yeni bir yıla, yeni umutlarla girmeyi beklerken, Resmi Gazete'nin sayfalarından üzerimize adeta bir "vergi sağanağı" boşaldı. 2026 yılının ilk ışıklarıyla birlikte yürürlüğe giren zamlar, harçlar ve vergi dilimi düzenlemeleri; asgari ücretlinin, emeklinin ve kamu çalışanının omuzlarındaki yükün artık taşınamaz bir boyuta ulaştığını bir kez daha tescilledi.

Rakamların Diliyle "Yoksullaşma"

Elimizdeki veriler sadece birer sayı değil, bir yaşam mücadelesinin özetidir. Dokuz yıl önce 500 TL olan IMEI kayıt ücretinin bugün 54 bin TL bandını aşması (%10.751 artış!), sadece bir teknoloji erişimi sorunu değildir; bu, çağın gerekliliklerine ulaşmanın bir lüks haline getirilmesidir. Yurtdışı çıkış harcındaki sekiz yıllık %2400'lük artış ise, vatandaşa "yerinde kal, dünyayı tanıma" demenin dolaylı bir yoludur.

Daha da vahimi, cebimizde telsiz olmamasına rağmen ödediğimiz "Telsiz Kullanım Ücreti" gibi dolaylı vergilerdeki astronomik artışlardır. Altı yılda %847 artan bu ücret, devletin bütçe açığını kapatmak için yine en kolay yöntem olan "tüketici üzerinden tahsilat" yoluna gittiğinin açık bir kanıtıdır.

Gelir Vergisi: Bordrolunun "Gizli" Tırpanı

Biz sendikacıların yıllardır üzerinde durduğu en büyük adaletsizlik ise gelir vergisi dilimleridir. 2000 yılında gelir vergisinin ilk dilimi asgari ücretin 21 katıyken, bugün bu oranın 5,7 kata kadar gerilemiş olması, milyonlarca çalışanın daha yılın ortasına gelmeden bir üst vergi dilimine girmesine ve maaşının "kuşa dönmesine" neden olmaktadır.

EğerYeniden Değerleme Oranı olması gerektiği gibi uygulansaydı, bugün ilk vergi dilimi 190 bin TL değil, 521 bin TL olmalıydı. Bu fark, emekçinin cebine girmeden buharlaşan alın teridir.  Devlet, enflasyonla mücadele ettiğini söylerken, vergi dilimlerini düşük tutarak çalışanını "gizli bir vergi artışıyla" karşı karşıya bırakmaktadır.

Açlık Sınırı mı, Yaşam Sınırı mı?

Bugün asgari ücretin açlık sınırıyla burun buruna geldiği, yoksulluk sınırının ise bir hayal olduğu bir ekonomik iklimde yaşıyoruz. Akaryakıta gelen ÖTV zamları iğneden ipliğe her şeye zam olarak yansırken; kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaş artışları, bu gerçek enflasyonun ve vergi yükünün çok gerisinde kalmıştır.

Bir yanda 20 milyar liralık gelir beklentisiyle Hazine'ye aktarılan iletişim vergileri, diğer yanda ay sonunu getiremeyen, kira ve gıda masrafları arasında sıkışıp kalan milyonlar... Sosyal devletin asli görevi, vergi yükünü tabana değil, tavana yaymak; az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi almaktır. Ancak mevcut tablo, yükün yine "bordrolunun" sırtına bindiğini göstermektedir.

Sonuç Olarak;

2026 yılı, vergi ve harçlardaki bu "rekor" artışlarla, dar ve sabit gelirli için bir "geçim savaşı" yılı olacağının sinyallerini vermiştir. Bizler sendika temsilcileri olarak; emeğin değersizleştirilmesine, vergi adaletsizliğinin kalıcı hale getirilmesine karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.

Halkın cebindeki son kuruşu hedef alan bu "kuruşu kuruşuna" vergi hesaplamalarının, asgari ücretlinin ve emeklinin sofrasında da aynı hassasiyetle yapılmasını bekliyoruz. Unutulmamalıdır ki; vergi adaleti sağlanmadan, toplumsal huzurdan bahsetmek mümkün değildir.