Mustafa BİLİK

SAMSUN'DA ZULÜM PARTİ TANIMIYOR

Mustafa BİLİK

Atakum'da CHP'liSerhat Türkel,
Tekkeköy'de AK PartiliMustafa Candal

Biri "sosyal demokrat", diğeri "muhafazakâr".
Biri işçi haklarından söz eder, diğeri kul hakkından.
Ama iş pratiğe gelince tablo değişmiyor.

Değişen sadece parti rozeti.
Değişmeyen şey, gasp edilen alın teri.

Atakum'da belediye iştiraki Atakum Kültür Sanat Şirketi'nde çalışanlar3 aydır maaş alamıyor.
Kışın ortasında
Asgari ücretle
Soğuk evlerde, kabarık faturalarla, boş buzdolaplarıyla

Bu insanlar lüks istemiyor.
Bu insanlar zam istemiyor.
Bu insanlar sadecehak ettikleri parayı istiyor.

İşe gidebilmek için borç arayan,
Hasta çocuğunu doktora götüremeyen,
Evinde huzuru kalmayan insanlar

Bu mudur sosyal belediyecilik?

Öte yanda Tekkeköy
AK Partili belediyede işçiler6 ay boyunca maaşsız çalıştırılıyor.
Ta ki bir memur savcılığa gidene,
ta ki müfettiş belediyenin kapısına dayanana kadar?

Müfettiş geliyor, bakıyor ve tabloyu görüyor:
Son 3 ayda 297 milyon TL gelir var.
Ama işçinin cebindebir kuruş yok.

Para var.
Ama işçiye yok.

Üstelik iddialar daha da vahim:
İşçinin alın teri, başka şirketlere aktarılıyor.
Müfettiş "Bu yasal değil" deyince panik başlıyor.
Ve 6 ay maaş alamayan işçiyesadece bir aylık ödeme yapılıyor.

Altı ay çalış.
Bir ayını al.

Bu mudur adalet?
Bu mudur vicdan?
Bu mudur devlet ciddiyeti?

Bu artık yönetim zaafı değil, açık bir zulümdür

Rasûlullah (s.a) bu konuda tartışmaya yer bırakmayacak kadar nettir:

"İşçiye ücretini, alınteri kurumadan veriniz."

Bu söz, süslü bir öğüt değildir.
Bu,emirdir.
Bu, geciktirilemez bir haktır.

Peygamber Efendimiz (s.a), Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber verir:

"Kıyamet günü üç kişinin hasmıyım:
Benim adıma söz verip sonra bozan,
hür bir insanı satıp parasını yiyen
ve bir işçiyi çalıştırıp işini bitirdiği hâlde ücretini vermeyen."

Daha ne söylensin?

Ama görüyoruz ki,
ne muhafazakârlık bu sözü hatırlıyor,
ne sosyal demokrasi emeğin kutsallığını.

Çünkü bu belediye başkanları çok iyi biliyor:
Bu insanlar işe muhtaç.
Bu insanlar sesini çıkarırsa kapının önüne konur.
Bu insanlar korkar.

Ve işte tam da bu yüzden,
o korku biryönetim aracına,
o çaresizlik birbaskı mekanizmasına dönüşüyor.

Emek kutsaldır ama koltuk daha kutsal görülüyor

Belediye başkanlığı koltuğu;
konser planlama, vitrin süsleme, algı yönetme makamı değildir.

O koltuk;
ödenmeyen maaşın,
ağlayan çocuğun,
çaresiz işçininvebalidir.

Bugün Atakum'da da, Tekkeköy'de de yaşanan gerçeğin adı şudur:
Partiler değişir, tabelalar değişir ama sömürü baki kalır.

Ve bu ülkede en büyük ironidir ki;
"emeği kutsal" diye konuşanlar,
o emeğien hoyratça harcayanlar oluyor.

Unutulmasın:
Alın teri kurumadan verilmeyen her maaş,
bir gecikme değil,
bir zulümdür.

Ve zulüm,
hangi partinin rozetini takarsa taksın,
zulümdür.