Mehmet Yılmaz

Bu Kitabı Çok Sevdim: Cumhuriyetin İlk Sabahı

Mehmet Yılmaz

Sinema, müzik ya da edebiyatta zaman zaman kullanılan basit bir satış artırma stratejisi vardır. Buna göre, örneğin vasat bir filmin başrolüne çok iyi iki ismi koyarsınız ya da herhangi bir parçayı iki yıldıza düet yaptırırsınız. Kitap içinse bu "Yılın Kitabı", "New York Times'a Göre Mutlaka Okunması Gereken On Kitaptan Biri" gibi sansasyonel cümleler eşliğinde piyasaya çıkarılarak yapılır bu. Bunlar, algıya oynadığı için satışı artırır ama ya kalite ne olur?

Şimdi bahsedeceğim kitap ise asla bunlardan birisi değil. Evet, satış stratejisi olarak doğru bir hamle ancak bir piyasa kitabı değil katiyen?

Cumhuriyetin İlk Sabahı, alanında çok iyi olan iki kişiyi bir araya getirmiş. Bir tarafta, tarihçilik konusunda bilgi birikimi, eserleri, alanındaki uzmanlığı ve haklı şöhretiyle ülkemizin en muteber kişilerinden birisi olan Prof. Dr. İlber Ortaylı var. Yanında ise çocuk edebiyatı konusunda hakikaten çok başarılı bir yazar olan Şermin Yaşar.


Ortaylı'nın neredeyse her kitabını, Şermin Yaşar'ın ise pek çok kitabını okumuş bir okur olarak, üstelik tarihe ilgili bir öğretmen okur olarak bu kitap çıktığı anda ilgimi çekmişti. Aldım, okudum ve çok sevip, çok beğendim?

Kitap aslında bir uzun hikaye. Şermin Yaşar'ın tahkiye ettiği kısımlarda, İlber Hoca araya giriyor ve ayrı bir konuşma satırıyla birlikte dönemin tarihi vakalarını anlatıyor. Adeta bir baba-kız oturmuşlar da, kızı ona yazdığı hikayeyi okurken, tarihçi baba da ona tarihi hakikati anlatıyor gibi bir hava oluşmuş.

Yaşar'ın hikayesinin kahramanı Milli mücadele yıllarında Ankara'da yaşayan bir çocuk. Çocuğun babası, yıllardır süregelen, o bitmek bilmeyen savaşlardan birisine gitmiş ve geri dönememiştir. Aslında o bir şehit çocuğudur ve Yaşar, bir çocuğun dünyasında o gelmesi istenen ama bir türkü gelemeyen cephedeki baba motifini çok başarılı işlemiş.

Dönemin Ankara'sına Mustafa Kemal Atatürk'ün gelişi ve ardından kronolojik olarak cumhuriyetin ilanına kadar geçen yaklaşık üç yıllık süreci çocuğumuzun penceresinden çok iyi anlatmış. Böylece biz de o yıllara gidiyor ve acılara kahrolurken cepheden gelen zafer haberleriyle mutlu oluyoruz.

Her ne kadar "Çocuk Edebiyatı" olarak sınıflandırılsa da, onu aşan bir kitap bu. Dünya edebiyatında Sadako, Beyaz Gemi ya da Çizgili Pijamalı Çocuk gibi pek çok karşılığı olan bir türle karşı karşıyayız bence. Bu anlamda ortaokul-lise öğrencilerine mutlaka tavsiye edeceğim bir kitap olmakla beraber, aslında o yılları anlamak isteyen her Türk vatandaşının da okumasını isterim. ( Parayla vatandaş olanlar da okusa iyi olur ama Türkçe bilmedikleri, Türkçe hissetmedikleri için bir faydası olacağını sanmam!)

Ortaylı'nın yerinde müdahaleleriyle desteklenen bu hikayede Yaşar oldukça iyi bir metin koymuş ortaya. Hatta bunun senaryolaşması fikri var mıdır bilmiyorum lakin, çok yerinde olacağı kanaatindeyim.