Kastamonu'da akademisyenler tarafından yapılan çalışmada, Pınarbaşı ilçesindeki Küre Dağları Milli Parkı sınırlarında yer alan Ilgarini Mağarası bilimsel yönleriyle incelendi. 858 metre uzunluğu, 250 metre derinliği ve yaklaşık 220 milyon yıllık geçmişiyle dikkat çeken mağaranın, Roma ve Bizans dönemlerine ait tarihi kalıntılarla önemli bir doğal
Kastamonu Üniversitesi tarafından hazırlanan akademik çalışmada, Pınarbaşı ilçesinde Küre Dağları Milli Parkı sınırlarında yer alan ve dünyanın en derin mağaralarından biri olarak kabul edilen Ilgarini Mağarası, bilimsel, turistik ve stratejik yönleriyle ele alındı. Doğa ve tabiat turizmi alanında ihtisaslaşan Kastamonu Üniversitesi, kentin önemli doğal miraslarından Ilgarini Mağarası'na yönelik yeni bir akademik çalışma hazırladı. Araç Rafet Vergili Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı Bölümü Öğretim Görevlisi Hikmet Haberal, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölümü Türkiye Coğrafyası Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Evren Atış ve yüksek lisans öğrencisi Berke Burmabıyık tarafından hazırlanan çalışma, mağaranın turizm coğrafyası açısından önemini ortaya koydu.
Ilgarini Mağarası akademisyenlerin merceğinde
'Yerin Derinliklerindeki Adrenalin: Ilgarini Mağarası'nın Kastamonu Turizm Coğrafyası Bağlamında Macera Turizmi Dinamikleri ve Stratejik Analizi' başlıklı araştırmada, Ilgarini Mağarası'nın yalnızca doğal bir oluşum olmadığı vurgulandı. Çalışmada mağaranın jeomorfolojik, speleolojik, arkeolojik ve turistik değerleriyle çok katmanlı bir miras alanı olduğu belirtildi. Araştırmada, mağaranın teknik özellikleri, ulaşım imkanları, macera turizmi potansiyeli ve sürdürülebilir yönetim ihtiyacı birlikte değerlendirildi. Derinliği, kapalı alan deneyimi, teknik geçişleri ve keşif temelli yapısı nedeniyle Ilgarini Mağarası'nın yüksek nitelikli macera turizmi için önemli bir destinasyon olduğu ifade edildi.
Roma ve Bizans izleri taşıyor
Küre Dağları Milli Parkı içerisinde bulunan Ilgarini Mağarası'nın 858 metre uzunluğa ve 250 metre derinliğe sahip olduğu belirtildi. Yaklaşık 220 milyon yıllık geçmişe sahip mağarada Roma ve Bizans dönemlerinde iskan ve dini amaçlı kullanıma ilişkin izler bulunduğu kaydedildi. Mağarada yapı kalıntıları, seramik ve küp parçaları, su sarnıcı, kuyu, lahitler, şapel ve fırın kalıntıları gibi tarihi buluntuların yer aldığı aktarıldı. Çalışmada Ilgarini Mağarası'nın tek başına değil, çevresindeki doğal değerlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi. Valla Kanyonu, Horma Kanyonu ve Ilıca Şelalesi ile birlikte bölgenin bütünleşik doğa ve macera turizmi rotası oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu ifade edildi.
Araştırmada, mağaranın geleceği için kontrollü ziyaretçi yönetimi, güvenlik, rehberlik, lojistik ve taşıma kapasitesi planlamasının büyük önem taşıdığı vurgulandı. SWOT analizi kapsamında acil durum tahliye protokollerinin güçlendirilmesi, uluslararası güvenlik standartlarının uygulanması, yerel halkın alan kılavuzluğu eğitimleriyle sürece dahil edilmesi ve yüksek katma değerli deneyim paketlerinin oluşturulması önerildi.
Jeomorfolojik potansiyele sahip
Türkiye'nin mağara zenginliğine de dikkat çekilen çalışmada, ülkede 40 binin üzerinde mağara bulunduğunun tahmin edildiği belirtildi. Bu mağaraların bir kısmının bilimsel ve sportif amaçlı ziyaret edildiği, bazılarının ise çeşitli düzenlemelerle turizme kazandırıldığı ifade edildi. Akademik çalışmada, Kastamonu'nun mağaralar, kanyonlar, dağlar ve jeomorfolojik yapılar bakımından önemli bir potansiyele sahip olduğu vurgulandı. Ilgaz Dağları, Yaralıgöz Dağı, Valla Kanyonu, Ilgarini Mağarası ve diğer doğal alanların jeoturizm açısından değerlendirilebileceği belirtildi.
Çalışmada, Kastamonu'nun sahip olduğu doğal kaynakların alternatif turizm türlerinin geliştirilmesi açısından önemli fırsatlar sunduğu ifade edilerek, 'Bu potansiyelin değerlendirilmesi, bölgenin turizm gelirlerini artırabileceği gibi yerel halk için de yeni istihdam alanları oluşturabilir. Bununla birlikte mağara turizminin geliştirilmesi sürecinde altyapı, ulaşım ve tanıtım faaliyetlerinin planlı şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Doğal yapının korunması ve sürdürülebilir turizm anlayışının benimsenmesi, bu alanların gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşımaktadır' denildi.







