Toplumsal Çürüme

Toplumsal Çürüme

Cüneyt Kahyaoğlu'nun kaleminden: Toplumsal Çürüme

 

 

Bazı şeyler yıkılmaz, çürür sadece.

Yavaş yavaş, sessizce, fark edilmeden...

Kırılmaz ama, artık işe de yaramaz.

Kokusu yayılır önce, ama sesi çıkmaz.

İşte biz böyle bir çağın tam ortasındayız bugün:

Çürümenin görünmediği ama hissedildiği bir zamanda?

Sokakta yürürken, televizyonda haber seyrederken, bir kafede otururken ya da bir devlet dairesinde sıraya girerken?

Bir şeylerin ters olduğunu herkes biliyor ama kimse adını koymak istemiyor.

Bir ağırlık var havada, bir bozulma, bir kirlenme?

Ama herkes başını başka yöne çeviriyor.

Çünkü konuşmak, artık değiştirmek için değil; başına iş almak için yapılan bir şey gibi bugün.

Önce kelimelerden başlıyor bu yıkım.

Doğruluk, yerini "politik doğruya",

Adalet, yerini "görmezden gelmeye",

Hak, yerini "politik bağlantıya" bırakıyor.

İyilik bile şüpheli bir gösteriye dönüşüyor zamanla.

Eskiden birisi diğerine yardım etti mi, "insanlık ölmemiş" denirdi.

Şimdi aynı şey yapıldığında "gösteriş yapıyor" deniliyor.

Çünkü herkesin içinde, her şeyin bir çıkarı olabileceğine dair kökleşmiş bir inanç var artık.

Ailede başlıyor, okulda pekişiyor, iş yerinde daha sistemli hale geliyor.

Liyakatsizliğe alışıyoruz.

Kurnaz olana hayran kalıyoruz.

İşini dürüst yapan değil, "halledebilen" kazanıyor.

Ve bir noktada, "başarılı olmak" demek, "düzenin açığını bilmek" haline geliyor.

Sosyal ilişkilerde de benzer bir şey var.

Samimiyet kayganlaştı artık.

İnsanlar konuşuyor ama paylaşmıyor.

Yan yana oturuyor ama birbirine dokunmuyor.

Birbirine bakıyor ama görmüyor.

Çünkü herkes meşgul: ​​​​​​​​        

En çok da kendini korumakla?

 

Ve bu çürüme hali bizi yavaş yavaş içeriden eksiltiyor.

İyi kalmak yorucu.

Dürüst olmak saf olmakla karıştırılıyor.

Adalet istemek, zayıflık gibi görülüyor.

Bu yüzden insanlar, iyi olmaya çalışmaktan vazgeçmiyor belki ama,

İyi görünmek yerine sessiz kalmayı tercih ediyor daha çok.

Çünkü konuşmanın bir anlamı kalmadı.

Çünkü konuşan çok ama dinleyen yok.

Çünkü herkes biliyor ki değişen hiçbir şey olmayacak.

Tarihten de biliyoruz ki, toplumlar yıkılarak değil, umursamayarak çürürler.

Sistemin bozulması değil, insanların o sisteme alışmasıdır asıl yıkım.

Ve biz şu an tam da oranın ortasındayız.

Çürüme her yerde artık.

Ama kimse bunu yüksek sesle söyleyemiyor.

Çünkü herkes, bir şekilde parçası olmuş bu durumun.

 

Peki biz ne yapacağız?

Belki de en başta şunu sormak gerekiyor:

Ben bu çürümenin neresindeyim?

Parçası mıyım?

Tanığı mıyım?

Kurbanı mıyım?

Taşıyıcısı mıyım?

Emin olun ki; bu soruya dürüstçe cevap verebildiğimiz gün, bazı şeylerin değişmeye başladığı ilk gün olacaktır.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER