Akın Üner

Hayalet Cariye

Akın Üner

Bugün size, Balkanların Şehrazad'ı Seniha'dan dinlediğim bir öyküyü anlatacağım.

Seniha'nın annesi Boşnak, babası Arnavut...

Türkçesi biraz zayıf olsa da kendisini her zaman Türk hissettiğini söylüyor.

Kendi deyimiyle "büyükler için yazılmış" çok özel masallar anlatmaya bayılıyor.

Gelin, bugün Seniha ile beraber Lale Devrine gidelim.

Güzel Çerkes cariye Beyazgül'ün hüzünlü öyküsünü Seniha'dan dinleyelim...

***

1727, İstanbul

Şehrin bütün bahçeleri birbirinden güzel lale çiçekleri ile bezenmişti.

Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, akşam ezanı sonrası saray erkanını bir davette buluşturacaktı.

Sultan Ahmet hazretlerinin de katılacağı davet için bütün saray çalışanları seferber edilmişti.

Mutfakta en güzel yemekleri hazırlama telaşı vardı.

İşlerin yetişmesi ve saray bahçesinin kusursuz görünmesi için tüm hizmetçiler çalıştırılıyordu.

Harem ağaları, gözdeler koğuşundakiler hariç tüm cariyelere vazife vermişti.

Beyazgül de onlardan birisiydi. Bahçedeki oturaklara ipek kumaştan kılıflar geçirmekle görevlendirilmişti.

Birkaç yıl önce Çerkesya'dan getirilen ve Padişaha sunulmak üzere yetiştirilen Beyazgül, her nedense Sultan Ahmet'in gözdeleri arasında kendisine yer bulamamıştı.

O zamanlar çok moda olan beyaz lalelere beyazgül deniyordu.

Hareme girdiğinde ona bu ismi de valide sultan vermişti.

Ondaki derin güzelliğin farkında olan Valide Sultan, bir süre daha haremde kalmasını istemişti.

İşlerin bir an önce tamamlanması için emirler yağdıran Harem Ağaları, ikindi ezanı okununca namaza gitmişlerdi.

Ortalık biraz sakinleşince Beyazgül de diğer cariyeler gibi rahat bir soluk almıştı.

Tam o sırada saray bahçesine uzun boylu, yakışıklı bir adam girdi.

Kıyafetine bakılırsa soylu bir Frenk olmalıydı.

Birden Beyazgül ile göz göze geldiler.

İyi giyimli genç adam, gülümseyerek özür diledi.

Akşamki davet bu bahçede mi yapılacak diye sordu.

Cariyelerin yabancı bir erkekle konuşması kesinlikle yasaktı.

Bunun bedeli elsiz ayaksız saraydan kovulmak olabilirdi.

Genç kız, bir an önce cevap verip oradan uzaklaşmak istedi.

"Evet ama başlamasına birkaç saat var" diyerek savuşturmaya çalıştı.

Yakışıklı adam, konuşkan birine benziyordu. Ben Hollanda krallığının yeni büyükelçisiyim, İstanbul'a geçen hafta geldim diyerek kendisini tanıştırdı.

Bugün Sadrazam Hazretleri ile randevum vardı. Nezaket gösterdiler. Akşamki davete de katılmamı istediler. O vakte kadar bekleyebileceğim bir yer var mı?

Gerçekten de buraların yabancısı olduğu belliydi. Saraydaki bir kadın ile böyle rahatça konuşamayacağını bilmiyor olmalıydı.   

Beyazgül, üst kata çıkın, orada kapıkullarına sorun cevabını verdi.

Genç adam yeniden gülümsedi. Benim adım Kornelis. Kiminle tanıştığımı öğrenebilir miyim?

Güzel cariye, sadece adını söylemekle yetindi: Beyazgül!

Adam, eğilerek selam verdi. Yeniden görüşmek üzere dedi. Sessiz sedasız bahçeden çıktı.

Beyazgül, arkasından baka kaldı. O bir cariye kız, diğeri batılı bir ülkenin büyükelçisi!

Nasıl tekrar görüşeceklerdi ki?

***

Aradan birkaç hafta geçti.

Günün birinde harem ağası birkaç kızı yanına çağırdı.

Valide Sultan, haremdeki birkaç cariyeyi azat etmeye karar vermişti.

Bu beklenmedik bir durum değildi.

Geçen ay Kırım'dan gelen bir ticaret gemisi, şehre yeni köleler getirmişti.

İçlerinden birkaç kız, seçilip cariye olarak yetiştirilmek üzere saraya alınmıştı.

Hareme giren her yeni kıza karşılık bir cariye azat ediliyordu.

Beyazgül de gözdelerden biri değildi.

Eşyalarımı toparladı ve Paşa konaklarından birisine hizmetçi olarak gönderildi.

Konağın sahibi, hariciye işlerinden mesul bir devşirme Paşaydı.

Evin hanımı da soylu bir Rum kadınefendiydi.

Beyazgül, yeni evinde saraydakine göre çok daha özgür hareket edebiliyordu.

Bazen yabancı elçiler akşam yemeği için konağa davet ediliyordu, Beyazgül de ziyafet sofrasına yemek servisi yapyordu.

Haremdeyken bir yabancıyla karşılaşmak bile neredeyse imkansızdı.

Ancak burada Frenk ülkelerinin, Rusya'nın ve Acem ülkelerinin elçilerini görebiliyordu.

Yine böyle bir akşam, ziyafet için konağa davet edilen misafirlerden birisi herkesi şaşırtan bir hareket yaptı.

Genç kız servisi tamamlayıp odadan çıkıyordu ki sofrada oturanlarn birisinin ona seslendiğini duydu:

Siz Beyazgül Hatunsunuz, öyle değil mi?

Güzel kızın başından adeta kaynar sular döküldü.

Konağın misafirlerinden birisi, ziyafet sofrasında ayağa kalkmış ona sesleniyordu.

Utançtan yanakları kızardı. Dönüp bakınca hemen tanıdı. Birkaç hafta evvel Saraydaki davet öncesi tanıştığı Hollanda elçisi Kornelis tam karşısındaydı.

Paşa, kalın kaşlarının arkasından bakarak araya girdi.

Bakıyorum, ekselansları İstanbul'a çabuk alışmış. Şehirde tanımadığı kimse kalmamış dedi.

Kornelis, sevimli bir gülümsemeyle cevap verdi: Hoş bir tesadüf diyelim. Beyazgül hatunla sarayda tanışmıştık. Doğrusu burada tekrar karşılaşmayı beklemiyordum.

Paşa, anlayışlı birisiydi. Beyazgül, konağımıza yeni geldi, mutfak işlerinde yardımcı oluyor diyerek durumu izah etti.

Yakışıklı büyükelçi, genç kızı şöyle bir süzdü. "Doğrusu bizim de elçilikte böyle becerikli bir hizmetçiye ihtiyacımız var. Paşa Hazretlerinin bir tavsiyesi olursa çok memnun oluruz."

Yaşlı ev sahibi sakallarını sıvazladı. Mesajı almıştı. "Ekselenasları Beyazgül'ü beğendiyse yarından itibaren himayesine alabilir. Nasıl olsa biz kendimize yeni bir hizmetçi buluruz."

Beyazgül çaresizdi. Bir zamanlar Padişah'a sunulmayı bekleyen bir cariye iken kader onu bambaşka bir hayata savuruyordu. Bundan sonraki yaşamında çapkın bir Hollandalının eline düştüğünü zannederek üzülmüştü. Ancak elinden birşey de gelmiyordu.

Çaresiz ertesi gün eşyalarını toplayıp Pera'daki Hollanda konsolosluğuna taşındı.

Konsolosluğun günlük işlerini güngörmüş yaşlı bir kadın idare ediyordu.

Beyazgül'e müştemilatta güzel ve büyükçe bir oda verdi.

Akşam yemeğinden sonra Kornelis Efendi'nin onu malikanesine beklediğini söyledi.

Genç kız ürperdi.

Konsolos bekar bir adamdı ve geceyi onunla geçirmek istemiş olmalıydı.

Ancak hiç de düşündüğü gibi olmadı.

Kornelis akşam boyunca onunla sadece sohbet etti.

Ülkesinde hukuk üzerine tahsil görmüştü.

Resim yapmayı ve keman çalmayı seviyordu.

Beyazgül, kendisine insanca yaklaşan bir adamla ilk kez karşılaşıyordu.

Ve buna hiç de alışık değildi.

Kornelis, genç kıza kendi ülkesindeki kadınların giydiği yeni ve temiz elbiseler temin etti.

Hollanda dilini öğrenmesi için mürebbiye tuttu.

Konsolosluğun hizmetçisi gibi değil hanımefendisi gibi bir hayat sürmeye başladı.

Akşam yemeklerinde ona eşlik ediyor, sonrasında beraber şarap içerek neşeli saatler geçiriyorlardı.

Yine böyle bir akşam, Kornelis genç kızın kulağına eğildi. Ona aşık olduğunu söyledi.

Sonrası kendiliğinden geldi.

Sarayda Padişaha cariyelik yapmış br genç kızın yabancı bir elçiyle evlenmesi büyük bir sorun yaratabilirdi.

Bu nedenle ilişkilerini gizlice yaşamaya özen gösterdiler.

Papazın ya da kadı efendinin huzurunda evlendiklerini ilan edememiş olsalar da Tanrı katında evli bir çift gibi yaşamaya başladılar.

Beyazgül, Konsolosluktaki yaşama çabuk alıştı.

Haremde müzik ve adap dersleri almış, okuma yazma öğrenmişti.

Elçilikte Frenk geleneklerini öğrenmiş, giyim kuşamı değişmiş, öz güven kazanmıştı.

Diğer ülkelerin büyükelçililerinin aileleriyle tanışmaya başlamıştı.

Kornelis, onu yardımcısı olarak tanıtıyor ve saygı görmesini sağlıyordu.

Belgrad Ormanlarının sakin bir köşesinde bir kır evi satın almıştı.

Bazen Beyazgül'le beraber oraya gidip çok özel günler geçiriyorlardı.

Herşey yolunda giderken 1730 yılının eylül ayında İstanbul'da büyük olaylar patladı.

Patrona Halil isminde bir kabadayı, halkı galeyana getirdi.

Ayaklanma büyüdü.

Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edildi.

Sultan Ahmet devrildi, yerine Birinci Mahmut padişah oldu.

Bu kargaşalar sırasında İstanbul'daki birçok konak yakılıp yıkıldı.

Güzelim çiçek bahçeleri talan edildi.

Beyazgül'ün kısa bir süre hizmetçilik yaptığı Paşa Konağı da isyancıların eline geçti.

Zavallı Paşa da öldürülenler arasındaydı.

Neyse ki isyancılar Konsolosluklara saldırmadı.

Ancak ayaklanma sonrası İstanbul'daki hava tamamen değişmişti.

Artık şarkılar türküler söylenen lale bahçelerinden eser kalmamıştı.

Lale Devri bitmiş, yerine kargaşa gelmişti.

Bu durum, Beyazgül'ün yaşamını da derinden etkileyecekti.

Yabancıların özgür hayatlarına eskisi gibi anlayış gösterilmiyordu.

Bir süre Konsoloslukta içlerine kapandılar.

Ancak bir süre sonra İstanbul'un yeni sahipleri, onları da huzursuz etmeye başladı.

Her yerde haremden çıkmış bir cariye kızın Hollanda konsolosluğunda kapatma hayatı yaşadığı anlatılıyordu.

Bu durum kısa süre içerisinde Hollanda Kraliyet Ailesinin kulağına kadar geldi.

İstenmeyen olaylar çıkmaması için Kornelis, İstanbul'daki görevinden alındı.

Bundan sonra Prusya'nın Dresden kentinde konsolos olarak görev yapacaktı.

Aralarında bir evlilik bağı olmadığı için Beyazgül'ü yanında götürmesi mümkün olmamıştı.

Yanında sadece genç kızın kendi elleriyle çizdiği bir portresini götürebildi. 

Bir de çok sevdiği lale tohumlarını yanına alabilmişti.

Bu arada yeni konsolos, genç kadını Konsolosluktan uzaklaştırmıştı.

Kornelis, ayrılırken Kır Evini Beyazgül'e bırakmıştı.

Geçimini sağlaması için de Pera'da bir dükkan satın almış ve ona hediye etmişti.

Kira geliriyle geçimini sürdüren ve yokluk çekmeyen genç kadının tek arzusu sevgiline kavuşmaktı.

Hollanda konsolosluğu çalışanları ona her konuda yardımcı oluyorlardı.

Kornelis, sürekli ona konsolosluk üzerinden mektuplar gönderiyordu.

Beyazgül de ona sevdalı cevaplar yazıyordu.

Kornelis, tekrar İstanbul'a geri dönmek için çok çaba gösterdi.

Ancak arka arkaya savaşlar patlıyordu.

Hollanda Kralı da onu İstanbul'a göndermek istemiyordu.

Böylece 20 yıl geçti.

Nihayet emekli olan Kornelis bir mektup yazarak İstanbul'a doğru yola çıkacağını haber verdi.

Beyazgül çok sevinmişti. Yıllardır hasretini çektiği sevgilisine kavuşacaktı.

Hergün konsolosluğa uğrayıp Kornelis'in ne zaman geleceğini soruyordu.

Ancak Kornelis hiç bir zaman gelmedi.

Yola çıkmak üzereyken geçirdiği bir rahatsızlık sonucu ölmüştü.

Ceketinin cebinden Beyazgül yazan ve üzerinde gizemli bir kadın resmi olan bir enfiye kutusu çıkmıştı.

Konsolosluktakiler gerçeği kadıncağıza söyleyemediler.

Yıllarca her gün konsolosluğa gidip gelerek yaşlanan Beyazgül, soğuk bir kış günü elçilik binasının önündeki sokakta donmuş olarak bulundu.

Çok üzülen Hollandalılar, konsolosluk bahçesinde onu temsilen uyuyan bir kadın heykeli yaptırdılar.

Aradan 200 yıldan fazla zaman geçti.

Ancak Hollanda konsolosluğunda görev yapanlar, soğuk kış gecelerinde bahçede ağlayan bir kadının hayaletinin dolaştığını söylüyor.

***

Bir sonraki büyüklere masallarda görüşmek dileğiyle...

Gökten kaç elma düştü demiştin Seniha?