NEŞET ERTAŞ'IN SANATSAL PROFİLİ

NEŞET ERTAŞ'IN SANATSAL PROFİLİ

Anadolu'nun yanık yürekli dervişler topluluğu Abdallar'ın yolu, bir gönül yolu olduğu kadar aynı zamanda köklü bir sanat yoludur.

Bu topluluğun bir bireyi olarak yaşamı boyunca sanat ile soluk alıp vermiş, onunla bütünleşmiş Neşet Ertaş'ın sanatsal profili; onu sanat ehli yapan donanımı ve icrada ulaştığı ustalık düzeyini meydana getiren özellikler ile müzikal yaklaşımının bileşkesinden oluşur. Ertaş'ın sanatsal profili; ana dili sevgi-aşk olan ayrımsız bir bakış ve yaklaşım temeline oturur. Bütün insanlığı bir ve eşit gören Ertaş, sanatsal yorumunu da bu öz yaklaşım üzerine kurarak, kutsal sanatı aracılığıyla insan hizmeti için çalışır.

Neşet Ertaş'ın, kaynağını bütünüyle doğadan ve gelenekten alan sanatı; insanlığa, doğallığın, içtenliğin en nitelikli örneklerinden birini sunar. Sanata yatkın doğası, seslerle yoğrulmuş özü ile her şeyini müziğiyle ortaya koyan Ertaş; adeta sanat için özel olarak yaratılmış, bu dünyaya türkü yakmak ve çalıp-söylemek için gelmiştir. Yaşadığını söyleyen, söylediğini yaşayan Ertaş, kendi hayatının ve ruhunun ifadesini ise bülbülde bulmuştur. Bülbülün aşk dolu yüreği, gülün dikeni yüzünden bağrının kanaması, gül elinden ağlayıp garip garip zar edişi ve güzel sesi ile çığrışıp ötüşü, doğanın Neşet Ertaş'a yansımalarıdır. Dilinden düşürmediği garip bülbül betimlemesi ve söyleyişini bülbülden alan güzel sesi ile bülbüller gibi çığrışıp ötüşü, hep bu olgunun sanatsal ifadeleridir.

Ertaş, boş durmayı sevmeyişi ile ortaya çıkan çalışkanlık durumunu da arıda bulmuştur. Ömrü boyunca arı gibi bıkmadan, usanmadan çalışarak, inleye inleye bin bir derdin çaresi, tadına doyulmaz bal gibi eserler yaratmıştır.

Müziği; aşkın yarattığına inanan ve ibadet olarak gören, bu nedenle de müziğe karşı büyük bir hürmet içerisinde yaklaşan Neşet Ertaş; Hak yolunda insan hizmetine adadığı sanatını da, gönüllere aşk ile sunar. Bu yüzden de; yüreğinde aşkı biten, saz çalmasın, türkü söylemesin! diyen Neşet Ertaş'a göre, sanata yapılacak en büyük saygısızlıklardan biri; aşksız, sevgisiz çalmak, söylemektir. Ertaş, bu düşüncesini dizelerine de yansıtmıştır.

 

Aşksız, sevgisiz çalıp-söylememek gereğini vurgulayan Ertaş, türkünün özünün aşk olduğu ve bu öze varmada en önemli yolun da aşktan geçtiğini belirterek, bu ilkeye uymayanlar için de; türkülerin sözünü söylüyorlar, özünü söyleyemiyorlar ifadesini kullanır.

Tıpkı babası gibi, Hacı Emmi'si gibi, aşiretleri gibi, aşk ile insan hizmetine koşan Neşet Ertaş'ın gönlü hep halktan yanadır. Kendisi halk olan, dilinde, telinde hep halk diyen, halk âşığı Ertaş için gerçek müzik de Halk Müziği'dir. Bu duygu ve düşüncesini; Halk Müziği'nin dışında bir şey söyleyemem! diyerek ortaya koyan Ertaş'ın sanatsal profilinin Halk Müziği yegâne temel unsur olup duygu ve düşüncelerini anlatabilmenin ve en etkili yoludur. Halk Müziği ile yaşamın tadına varıp keyif alan Ertaş, hayranı olduğu Anadolu toprağının tüm seslerine kulak vermeye çalışmış, bu sesleri de gönül ibiğinden geçirip duygu dünyasına katarak tavrını zenginleştirmiştir. Böylelikle Anadolu'nun dört bir köşesinden izler taşıyan Neşet Ertaş'ın sanatsal profili ve müziği, yöreselliği aşarak Anadolu'nun özbeöz kendi yüzü ve sanatı olmuştur. Ertaş ile zirveye ulaşan ve geleneğin yeni yüzünü simgeleyen bu tavır ile müzikal anlayış, kısa süre içerisinde geleneğin sınırlarını kapsayarak kendisi gelenek olmuştur.

Neşet Ertaş'ın sanatsal profili, gerek eserler ve gerekse icra yönünden tam bir ustalık ürünüdür. Doğanın ve geleneğin kendisine kazandırdığı güçlü yetkinlik ile içsel algı ve hafıza sistematiği içerisinde bir tasarımcı tavrında sanatı tasarlayan Ertaş'ın yaratımları ve icraları, kusursuz birleşimlerin olağanüstü yansımalarını içerir. Doğanın özünden süzdüğü hiçbir değeri boşa harcamadan, her türlü konu içerisinde müziğe dönüştürebilen, bunu yaparken de kendi anlayışından ödün vermeyen Neşet Ertaş'ın profili gerçek bir sanat ustalığının en nitelikli örneklerindendir.

 

Neşet Ertaş'ta görülen ve sanatsal profilinde önemli bir yeri olan ustalık olgusunun; lezzet ustalığı ve teknik ustalık gibi iki yönü vardır. O her şeyden önce Anadolu toprağından duyumsadığı benzersiz koku ve lezzeti kendine özgü yansıttığı bir tavır ile sazında, sesinde, çalıp-söyleyişinde bin bir teknik ayrıntının gizli olduğu bir icra biçiminin ustasıdır. Ustalık yolunda Ertaş'ta görülen; sanki sazı eline aldığı günden beri aynı ustalıkla çalıp-söylediğidir. Ustalık yolunda diğer ustaların genelinde ilk zamanlarda gözlenilen hamlık hâli Ertaş'ta hiç yoktur. Zira Neşet Ertaş'ın ilk plâğını seslendirdiği 18-19 yaşlarındaki icrası ile sanatının zirvesinde olduğu icrası, ustalık yönünden birbirine yakındır. Nitekim Ertaş'ın bu akıl almaz niteliği, onu genç yaşta ustalığın üst basamağı olan ustalar ustası mertebesine eriştirmiştir.

 

Sanat yolunda edindiği birikim, yaratımları ve icrası ile kısa sürede ustalar ustası mertebesine ulaşan Ertaş'ta görülen; şahsında kristalize olmuş geleneksel yapı, rafine bir kültür ve uzman bir beğenidir. Bütünüyle insan becerisi, yaratıcılığı ve yeteneği üzerine biçimlenmiş icrası sırasında, tıpkı bir bilgisayar gibi işleyen hızlı ve yaratıcılık dolu beyni yanında, öze bağlı kalınarak yapılan yabancılaşmadan uzak icrası, onun bir yandan yenilikçi ancak diğer taraftan koyu gelenekçi anlayışının yansımalarıdır. Çünkü Neşet Ertaş'ın icralarında; eser boyunca duyulagelen geleneksel terbiye, edep, saygı ve sevgi ile çalıp-okuma anlayışının daima korunduğu gözlenir. Öyle ki o, şöhretinin zirvesine ulaştığı ve vazgeçilmezlik vasfına kavuştuğu dönemde bile bu anlayışından hiç ödün vermemiş, yaşamı boyunca hep aynı tavırla çalıp-söylemeyi sürdürmüştür.

 

Neşet Ertaş'ın özenle sürdürdüğü icra tavrını, düğün gibi sanatkârlar için karmaşa vb. çeşitli sıkıntıların yaşandığı yerlerde de sergilediği görülür. Ertaş'ın düğüncülüğü ve bu geleneğe kazandırdığı boyut incelemeye değerdir. Ertaş'ın ömrü boyunca severek sürdürdüğü ve sanatsal profilinde önemli bir yeri olan düğüncülüğü başlı başına bir inceleme konusudur.

 

Birçok insan tarafından müzisyenliğin en alt basamağı gibi görülen ve bir müzisyenin çalışabileceği en kötü ortam olarak algılanan düğün çalgıcılığı, Neşet Ertaş'taki bu kutsal hizmet anlayışı ile çığırının zirvesine ulaşmıştır. Düğün çalgıcılığını; insanların en güzel gününde, insana hizmet olarak gören Ertaş, bu yönüyle düğüncülük anlayışı ve müziğine nitelik getirmekle kalmamış, aynı zamanda değer katmıştır.

 

Günlerce süren düğünlerde; yüksek bir tempo ve tıpkı bir enerji patlaması ile dur durak bilmeden sergilediği performansı yanındaki hizmet kültürü, onun meslekî profiline dair kendince izler taşır. Bu yönüyle Neşet Ertaş, yalnızca müzik sanatına değil, düğün çalgıcılığına da yeni bir boyut kazandırmıştır. Ertaş ile birlikte düğünlerde sergilenen müziğin hem sunumu hem de süresinde önemli değişimler olmuş; zamanla bu yeni durum, geleneğe dönüşmüştür.

 

Neşet Ertaş, öncelikle düğün ortamını tıpkı bir konser sahnesine, müziğin süresini de, sanki düğün boyunca kesintisiz olarak süren, uzun ve tek parçalık bir sürekliliğe dönüştürmüştür. İcra ettiği her bir düğünün, katılan herkesin gönlü oluncaya kadar ve yorulmak bilmeden coşkulu bir tempoda yürütme anlayışını biçimlendirmiştir. Yalnızca geçirdiği bir haftanın doluluğunu, düğünlerde sevenleriyle paylaşan ve; haftada bir içimi dökmesem çatlaram! diyen Ertaş, zorlu yaşamına karşın, sanatla rahatlayarak dinç kalmayı başarmıştır.

Neşet Ertaş'ın belki de en belirgin ve önemli yanı olan duygusallığa dayalı duygu profili, sanatı ve icrasının da belkemiğini oluşturur. Bütün duyguları uçlarda yaşayan Ertaş'ın bu yönü, icrasının da alabildiğine duygusal bir yapıya bürünmesine, adeta bir duygu sağanağına dönüşmesine neden olur. Ne çalıp söylersem, yüzde doksan babamın renkli oğlunda çalıp söylüyorum; diyen garip gönüllü babanın yanık yürekli oğlunda çalıp-söylerken beliren son derece samimi hâl öylesine etkilidir ki, daha çalmaya başlar başlamaz dinleyeni yüreğinden yakalayıp kendisine çeker. Bu nedenledir ki, Anadolu yürekli Ertaş ile benzer yapısı olan duygusal Anadolu insanı, onu, kendi duygularının en güçlü söyleyişlerle can bulduğu bir tercümanı olarak sevmiş, bağrına basmış, tıpkı ekmek gibi, su gibi ruhunun gıdası olarak benimsemiştir.

 

Neşet Ertaş'ın eserleri ve icrasını belirleyen duygu profili iki ana noktadan oluşur: Bunlardan biri, esere ve icraya ruhunu veren duygu yoğunluğu hâli; ikincisi ise, eser üretimine kaynak olan hayâl ve sonrasında bu hayâle yönelik yüklediği anlama dair hissediş hâlidir. Yaşamının herhangi bir ânına ilişkin görüp hissettiği en küçük olgudan etkilenerek gönlüne bir şeyler doğan Ertaş, yakaladığı küçük bir kıvılcımdan büyük eserler yaratabilen bir üretim kapasitesine sahiptir. Böylelikle o; ince düşünceli, duygusal yapısı ve yüksek sezgi gücüyle tam anlamıyla bir hayâl ve mânâ alemi olan müzik sanatında emsalsiz eserler üretmiştir.

Neşet Ertaş'ın duygusallığının en belirgin biçimi ile ortaya çıkarak zirveye ulaştığı anlar, çalıp-söyleme anlarıdır. Bu anların en belirgin yanı da, hissedilenin kesintiye uğramaması arzusu ile deli-dolu bir biçimde sergilenen bitip tükenmek bilmez uzun icralardır. Onun yönü, tıpkı Anadolu insanının ki gibi olup, gözükara âşıklığının bir başka göstergesidir. Başını kaldırıp çalıp-söylemeye başladığında, gözleri dünyayı görmez olan gözükara âşık Ertaş, kendisini dinlemeye bir türlü doymayan Anadolu insanının gönlüne saatler, bazen günler boyu süren bir zaman diliminde seslenir.

 

Onda can bulan bu duygusal doyumsuzluk ve kabına sığmaz deli-doluluk hâli, tıpkı bir yangın yerindeki kargaşayı, yangının söndürülmesine dair telâşı andırır. Eserlerinde, bu hâlin ipuçlarını da çeşitli anlatımlarla veren Ertaş, tıpkı bir yangın yerine dönen yüreğindeki ateşi söndürmek istercesine dur durak bilmeden içini döker ve sonunda yavaş yavaş durağanlaşır, huzura kavuşur.

Günlük yaşamda yavaş, hatta biraz da ağır sayılabilecek bir ben ritmi olan Ertaş'ın, çalıp-söyleme anlarında beliren bu gözü dünyayı görmezlik ve deli-doluluk hâli, gerek mimik ve jestlerinde gerekse hâl ve tavırlarında değişik biçimlerde ortaya çıkar. Bunlardan biri kapıldığı coşku hâlidir. Özellikle oyun havalarını çalıp-söylerken büyük bir coşkuya kapılan Ertaş, adeta kendinden geçer. Özellikle çok sevdiği Konya havalarını icra ederken büründüğü bu hâl, yaşadığı durumun tipik örneğidir. İçerisine girdiği bu coşkunluk öylesine güçlüdür ki, bir yandan bülbül gibi çığrışıp öterken kendisine hâkim olamaz ve ara nağmelerde bir yandan da ıslık çalmaya başlar. Neşet Ertaş'ta görülen bu kabına sığmaz deli-doluluk hâlinin gençlik yıllarındaki örnekleri daha da farklıdır.

İlerleyen yaşıyla birlikte bazılarının kaybolduğu, bazılarının ise biçim değiştirdiği bu hâllerden en çarpıcı olanı, Ertaş'ın kapıldığı duygu yoğunluğu ile üzerine kapanarak çaldığı sazının kapağının kenarını dişlemesidir! Bir konuşmamızda bu konu ile ilgili olarak, gönlünü yaralayan sazını kendisinin yaraladığı anlamında; Sazımın benden yaraları var; diyen Ertaş, zamanla bu hâlden uzaklaşarak terk etmiştir.

Neşet Ertaş'ın duygusallığı ve kabına sığmaz deli-dolu yüreğine bağlı olarak icrasında büründüğü ruh hâllerinden diğeri de aşırı durgunluk ve dinginlik hâlidir. Ertaş'ın sanatında genel olarak derin bir Lirizm anlayışı içinde çeşitli nüanslarla, çok yumuşak çalıp-söyleme biçiminde ortaya çıkan bu hâl de, onun temel sanatsal ifadelerindendir. Ertaş'ın, sözlerin anlamını daha da belirginleştirebilmek adına, saz eşliğini durdurduğu bu icra öyle bir hâl alır ki, zaman zaman adeta sessizliğin içerisine gömülür. Bu anlarda ortaya çıkan ise sessizliğin sesidir. Bir icracı için yorumun zorlu ifadesi olan bu anlar, Ertaş'ın en başarılı olduğu alanlardan biridir. Eser boyunca dramatizasyon ögelerini bin bir çeşitlilikte kullanabilen Ertaş'ın bu anlarda yarattığı canlandırma, belki de dinleyicinin dinginliğe ve huzura kavuştuğu, hayâl edilmenin en çok hissedildiği anlardır.

Yaşadığı duygu yoğunluğu nedeniyle; çalıp-söylerken, adeta türkünün içerisine girip sözlerin ve mânânın ifadesine bürünen Neşet Ertaş, bu duygu hâli içerisinde bile, anlatılmak istenileni en açık, en yalın biçimiyle aktarabilmeye özen gösterir. Onun icralarında görülen söz bölümündeki metronom yönünden kasmalar, esnetmeler ve süre sarkmalarının nedeni budur. Ertaş, bu olguyu zaman zaman duygusal anlamaya göre, ifadeyi ağırlaştırma veya hızlandırma biçiminde de sergiler.

Halk ile birebir, cemâl cemâle olduğu konserler ve özellikle de katılan herkesin mutluluk, heyecan ve coşku ile bir araya geldiği düğünlerde, Neşet Ertaş'ın duygusallığı en üst seviyesine ulaşır. Kesintisiz denebilecek bir biçimde ve saatlerce (eskiden günlerce) sürdürdüğü düğün çalma sırasında; Allah ne verdiyse! anlayışı içerisinde, gönüllü mutlu etme çabasında olan Ertaş; deli-dolu hâlini ve duygusal yoğunluğunu, bitip tükenmek bilmeyen bir enerji ile sergiler. Bu hâl içinde de özellikle saatlerce süren oyun havaları icrasında, hem kendisi hem de müziğine oynayarak eşlik edenler, yarattığı ahenkle adeta kendilerinden geçer, deşarj olurlar.

Neşet Ertaş'ın duygu yoğunluğuna ilişkin yaşayıp-yaşattığı bu hâlin konser sahnesi çalışmalarındaki karşılığı ise, uzun süreli icralardır. Konserin daha başlarında ortamı, dinleyiciyi sezinleyen ve sonra da kendi hâlini yoklayan Ertaş, eğer uzun süre sahnede kalmak isterse bunu; -Bugün, burada güneşin doğuşunu görmek istiyorum! gibi ifadelerle belirtir.

İCRA USTALIĞI / PERFORMANS

Ertaş'ın sanatsal becerisini ortaya koyan saz-ses ustalığı ile çalıp-söyleme konusundaki yetkinliği, onun icra kapasitesinin ve ustalığının temel bileşenleridir. Ürettiği birbirinden güzel sevda, güzelleme, gurbet, özlem ile doluNeşet Ertaş türküleri, uzun havalar, bozlaklar ve oyun havalarının gerek üretiminde gerekse icrasında sergilediği performansı, onun doğa harikası sanatının gönüllere düşen yansımaları olup başlı başına bir inceleme konusudur.

SAZ USTASI / VİRTÜÖZ NEŞET ERTAŞ

Neşet Ertaş; bir saz icracısı olarak yarattığı kendine özgü ifadesi, tınısı ve güçlü tekniği ile bir ekol olmuş, çığır açmış bir saz ustası/virtüözüdür. Onun ustalar ustası diye anılmasının başta gelen nedenlerinden biri olan bu yönü, bütünlüklü icrasının da temel dayanağı olup bünyesinde çeşitli özellikler barındırmaktadır.

Neşet Ertaş'ın saz üslubuna kaynak oluşturan ana damar; Orta Anadolu Abdal aşireti sanat geleneği içerisindeki başta babası olmak üzere, kendisinden önce gelen ustaların saz tavrıdır. Böylesi köklü ve güçlü bir kaynaktan beslenerek yetişen Ertaş, farklı yörelere ilişkin saz tavırlarından da etkilenerek bunları yöresine taşımış, böylelikle kişisel anlayışını da bunların üzerine katarak, kendisinde can bulan özgün bir saz stili yaratmıştır.

Anadolu sazında Abdalları en ileride gören Ertaş, bu düşüncesini; Anadolu sazının kralı Abdallardır, sözü ile dile getirir. Abdalları, sazın kralı gören Ertaş'ın, kendi aşiretinin ustalarına ve ustalık yolundaki gençlere yönelik söylemiş olduğu; hepsi benim kadar çalar, sözleri ise onları kollama, koruma ve sahip çıkma isteğinden başka bir şey değildir. Zira her ne kadar gönüller, geleneğin ve sanatın yaşaması, gelişmesi adına Neşet Ertaş'ın tevazu dolu bu sözlerinin gerçek olduğuna inanmak istese de; böylesi bir övgünün gerçeği yansıtmadığı örnekleriyle ortadadır. Zira Ertaş'ın, elli yılı aşkın bir süredir sergilediği saz üslubu, aşiretleri arasında bile gerçek seviyesinin yakalanması bir yana henüz, asıl niteliği ile anlaşılıp çözülememiş, böylelikle öykünmeden öteye geçememiştir. Bu nedenle, son dönemlerde biraz olsun onun çalışına benzetebilenlerin, bu yönüyle Ertaş'ı yalnızca 'andırdığı' söylenebilir. Hele de, salt ona öykünerek saz çalan ve diğerlerine oranla biraz daha fazla Neşet Ertaş'ı andıran simâlar için, bir çırpıda; yeni Neşet Ertaş denilebilmesi, iyi niyetli bir bakışla geleneğin sürmesine olan isteğin bir belirtisi olarak düşünülse de, gerçekte Ertaş'ı yeterince anlamamış olmanın bir dışa vurumudur.

 

Ertaş'ın saz çalışında dikkat eden ilk nokta, büyük bir saygı ve sevgi içerisinde sazına sarılması ve bu hâl içerisinde çalmasıdır. Bütün varlığını insan hizmetine adamış Ertaş, sazı da Hak yolunda aşk ile çalar. Anadolu'nun eski ustalarında görülen ve genel olarak yakın zaman önce kaybolan; Hakk'a doğru inançla sazın göğsünü yukarı çevirerek çalma anlayışı Ertaş'ta da görülür. Sazı, çoğunlukla günümüzdeki bilinen pozisyonunda tutarak karşıya doğru çalan Ertaş, kimi zaman göğsünü yukarı kaldırır ve bu şekilde çalar.

 

Ertaş'ın sazında, daha tele vurur vurmaz hissedilen ilk şey, yoğun bir duygu ve buram buram toprak kokusudur. Bütün varlığını güçlü ve etkili duygularla bezemiş Neşet Ertaş'ın saz çalışı da yoğun bir duygusal atmosferde gerçekleşir. Mızrabı her vuruşunda hissedilen güçlü duygu profili yanında, kendine özgü tınısı ile biçimlendirdiği ezgileri ise, sazda özgün bir lezzet ustalığının yansımalarıdır. Böylelikle Ertaş'ın kendine özgü stili, tınısı ve güçlü tekniği içerisindeki çalış dengesi, eser boyunca ezgileri yenilemesi, çalıp-söylerken saz ile sesin iç içe geçtiği, sanki ikinci bir kişi tarafından çalınıyormuşçasına ustalıkla sergilediği eşlikler de onun karakteristik icra özelliklerinden bazılarıdır.

 

Neşet Ertaş'ın sazında görülen tok tınılar ve bu tınıların hacmi üzerine kurulu, dolu ve doygun ifadeler de, onun özel duyuşunun bir yansıması olarak çok erken dönemlerde biçimlendirip icrasına katıldığı özelliklerdir. Abdallar'ın çaldığı her çalgıyı çaldım, diyen Ertaş; davul çalmasından kaynaklanan ve ruhuna işleyen güçlü, derinlikli darplar ile oluşturduğu heybetli etkiyi, bu tok duyumun bir parçası olarak sazın göğsüne vurma yoluyla yaratır. Özellikle gençlik dönemlerinde bunun çok çeşitli örneklerini sergileyen Ertaş'ta, böylelikle adeta bir davul edasında hissedilen gümbür gümbür bir duyum ortaya çıkmıştır. Sazın göğsüne yaptığı usta vuruşlarla koygun ve hacimli bir duyum elde eden Ertaş, bu vuruşlarla hem eserlerin genel dengesini oluşturur, hem de ezgilere eşlik eden bir ritmik yapı yaratır.

Neşet Ertaş'ın ezgileri işlerken sergilediği yaklaşım da, kendine özgü birçok özelliği bünyesinde barındırır. Sazında görülen çok sayıdaki perde ile ezgileri genellikle birkaç makam dizisi ve rengi içerisinde çalması, uzun ve zor müzik cümlelerinin tekrarlarında bile aynı perdelere basabilmesi onun güçlü tekniğinin şaşırtıcı yansımalarıdır.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER