Çocukların zaman zaman korkması, endişelenmesi veya yeni bir durum karşısında çekingen davranması gelişimin doğal bir parçasıdır.
Okulun ilk günü, anne ve babadan ayrılmak, sınava girmek, yeni insanlarla tanışmak ya da daha önce deneyimlemediği bir ortama girmek çocuk için kaygı yaratabilir.
Bu nedenle çocuğun kaygı yaşaması tek başına bir sorun olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan kaygının ne kadar yoğun olduğu, ne kadar sürdüğü ve çocuğun günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.
Çocuklarda Kaygı Nasıl Görülür?
Yetişkinler kaygılarını çoğu zaman sözcüklerle ifade edebilirken çocuklar için bu her zaman kolay değildir. Bir çocuk "Kaygılıyım" demek yerine karın ağrısından yakınabilir, okula gitmek istemeyebilir veya ebeveyninden ayrılmakta güçlük yaşayabilir.
Bazı çocuklarda uykuya dalmakta zorlanma, yalnız kalmak istememe, sürekli anne veya babanın yanında bulunma ihtiyacı, hata yapmaktan aşırı korkma ya da yeni ortamlardan kaçınma görülebilir.
Kaygı bazen öfke şeklinde de ortaya çıkabilir. Çocuğun ağlaması, bağırması veya beklenmedik şekilde tepki vermesi her zaman yalnızca "inatçılık" olarak değerlendirilmemelidir. Davranışın altında çocuğun ifade etmekte zorlandığı bir korku veya güvensizlik bulunabilir.
Kaygı Ne Zaman Dikkate Alınmalı?
Çocuğun yaşadığı kaygının günlük hayatını sınırlandırmaya başlaması önemli bir işarettir.
Örneğin çocuk kaygısı nedeniyle sürekli okula gitmekten kaçınıyor, arkadaş ilişkilerinden uzaklaşıyor, anne ve babasından ayrı kalamıyor veya yaşına uygun etkinliklere katılmak istemiyorsa kaygının altında yatan nedenlerin daha yakından değerlendirilmesi gerekebilir.
Burada yalnızca davranışı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine çocuğunneden bu kadar yoğun bir kaygı yaşadığını anlamak önemlidir.
Her çocuk aynı olay karşısında aynı tepkiyi vermez. Bir çocuk için kolay olan bir ayrılık, başka bir çocuk için oldukça zorlayıcı olabilir. Çocuğun mizacı, geçmiş deneyimleri, aile içerisindeki ilişkileri ve kendisini ne kadar güvende hissettiği kaygının nasıl yaşandığını etkileyebilir.
Ebeveynlerin Tutumu Neden Önemlidir?
Çocuk kaygılandığında ebeveynlerin ilk isteği genellikle onu hemen rahatlatmaktır. Ancak çocuğu bütün zorlayıcı durumlardan korumaya çalışmak bazen kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir.
Örneğin yalnız uyumaktan korkan bir çocuğun her gece ebeveyninin yanında uyumasına izin verilmesi kısa vadede çocuğu rahatlatabilir. Fakat uzun vadede çocuk kendi başına bu duyguyla baş edebileceğini deneyimleme fırsatı bulamayabilir.
Bu nedenle amaç çocuğu kaygısıyla yalnız bırakmak değil,kaygıyı tolere edebilmesine eşlik etmek olmalıdır.
"Bunda korkacak ne var?" veya "Sen artık büyüdün." gibi ifadeler yerine çocuğun yaşadığı duyguyu anlamaya çalışmak daha yararlı olabilir.
Örneğin:
"Bunun seni korkuttuğunu görüyorum. İstersen bana en çok hangi kısmından korktuğunu anlatabilirsin." gibi bir yaklaşım çocuğun kendi duygusunu anlamlandırmasına yardımcı olabilir.
Çocuk Kaygısını Oyunla da Anlatabilir
Çocukların iç dünyalarını yalnızca konuştukları üzerinden değerlendirmemek gerekir. Özellikle küçük yaşlarda oyun, çocuğun kendisini ifade etmesinin önemli yollarından biridir.
Çocuğun tekrar tekrar benzer oyunlar kurması, ayrılık, kaybolma, tehlike, kurtarılma veya korunma temalarının oyunlarında sık görülmesi onun zihnini meşgul eden konular hakkında ipuçları verebilir.
Bu nedenle çocuklarla yapılan psikolojik çalışmalarda oyun önemli bir iletişim alanı oluşturabilir.
Ne Zaman Uzman Desteği Düşünülebilir?
Her kaygı profesyonel destek gerektirmez. Ancak kaygının uzun süre devam etmesi, giderek artması veya çocuğun okul, aile, arkadaşlık ve günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda bir uzman değerlendirmesi düşünülebilir.
Çocuğun yalnızca görünen davranışına değil, bu davranışın altında bulunan duygulara ve ilişkilere bakılması önemlidir.
Samsun'da; Atakum, İlkadım, Canik, Bafra ve çevre ilçelerden başvuran çocuk, ergen ve yetişkinlerle psikolojik çalışmalar yürütenUzman Psikolog Ali Özdemir, çocuklarda kaygının değerlendirilmesinde çocuğun gelişimsel özelliklerinin, aile ilişkilerinin ve duygusal ihtiyaçlarının birlikte ele alınmasının önemli olduğunu belirtiyor.
Çocukların kaygısını tamamen ortadan kaldırmak her zaman mümkün veya gerekli değildir. Asıl amaç çocuğun korku ve belirsizlik karşısında kendisini daha güvende hissedebilmesi, duygularını tanıyabilmesi ve zaman içerisinde bu duygularla baş edebilme kapasitesinin gelişmesidir.







