İş Güvenliğini Neden Hep Kaza Olduktan Sonra Hatırlıyoruz?

İş Güvenliğini Neden Hep Kaza Olduktan Sonra Hatırlıyoruz?

Bir vinç devrilir. Bir asansör boşluğa düşer. Bir işçi iskeleden kayar. Görüntüler saatler içinde her yere yayılır, açıklamalar peş peşe gelir, 'gereği yapılacak' cümlesi kurulur.

Üç gün geçer. Gündem değişir. Dördüncü gün aynı şantiyede, aynı eksik korkulukla çalışılmaya devam edilir.

Bu döngüyü hepimiz biliyoruz. Kimse bilmiyormuş gibi de yapmıyor. Yine de kırılmıyor.

Açıkçası bu sorunun tek bir cevabı yok. Parçalar insan psikolojisinde, işletme muhasebesinde, mevzuatın uygulanma biçiminde ve haberciliğin ritminde ayrı ayrı duruyor. Aşağıda bu parçaları tek tek açıyorum.

Önce tabloya bakalım

Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 2024 yılı verilerine göre Türkiye'de bir yılda733 bin 646 iş kazası kayıtlara geçti. Meslek hastalığına yakalanan sigortalı sayısı 888 olarak açıklandı. Kaza sayısında 2023'e kıyasla yaklaşık yüzde 8'lik bir artış var.

Bu rakamı günlük ortalamaya çevirdiğinizde tablo daha somut görünüyor:günde iki bine yakın iş kazası. Yani siz bu yazıyı okurken Türkiye'de birkaç kaza daha kayıt altına alındı.

Üstelik bu veriler yalnızca kayıtlı istihdamı gösteriyor. Sigortasız çalışan biri iskeleden düştüğünde bu tabloya girmiyor. Gerçek sayının daha yüksek olduğunu varsaymak için özel bir sebep aramaya gerek yok.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Güvenli İnşaat platformunda paylaştığı değerlendirmede inşaat sektörünün yüz bin çalışan başına ölüm oranı 27,7 olarak hesaplanmış durumda. Ölümlü vakalarda ilk sırada yüksekten düşme var. Yani en çok can alan tehlike, aynı zamanda önlenmesi en ucuz olanlardan biri.

TMMOB'un anma açıklamasında İSİG Meclisi verilerine atıfla, Türkiye'de her yıl yaklaşık "yedi Soma faciası" büyüklüğünde can kaybı yaşandığı vurgulanıyor. Fark şu: o kayıplar tek seferde değil, günde beş on kişi hâlinde gerçekleşiyor. Bu yüzden haber değeri taşımıyor.

Birinci neden: Beynimiz riski hep başkasına yakıştırıyor

Psikolojideiyimserlik yanlılığı denen bir eğilim var. İnsanlar olumsuz olayların kendi başlarına gelme ihtimalini sistematik biçimde düşük tahmin ediyor. Kanser istatistiklerini bilen bir sigara tiryakisiyle, kırk yıldır aynı işi yapan ve emniyet kemerini takmayan ustanın zihinsel mekanizması aynı.

Bu yanılgıyı besleyen şey de tecrübenin kendisi. Yirmi yıl boyunca kemersiz çalışıp düşmemiş biri için istatistik bir soyutlama, kendi geçmişi ise somut kanıt. Beyin ikisi arasında seçim yaparken kanıta güveniyor.

İşin can sıkıcı tarafı, bu tecrübenin aslında bir kanıt olmaması. Yirmi yıl düşmemiş olmak, yirmi birinci yılda düşmeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Ama insan zihni olasılık hesabını böyle yapmıyor.

İkinci neden: Sapma yavaş yavaş normale dönüşüyor

Sosyolog Diane Vaughan, Challenger mekiği kazasını incelerken"sapmanın normalleşmesi" dediği bir süreç tanımladı. Kural bir kez esnetilir, kötü bir şey olmaz. İkinci kez esnetilir, yine olmaz. Bir süre sonra esnetilmiş hâli, işin normal yapılış biçimi olur.

Şantiyede bu süreç çok tanıdık. İlk gün biri korkuluk olmadan çalışır. İkinci gün iki kişi. Üçüncü hafta korkuluk takmak tuhaf karşılanır, hatta yavaşlık sayılır. Kimse bilinçli bir karar almamıştır ama standart kaymıştır. Sahaya çıkan biriş güvenliği uzmanı çoğu zaman tek bir hatayla değil, aylar içinde yerleşmiş bir alışkanlık setiyle karşılaşıyor. Tek bir uyarıyla düzelmemesinin sebebi de bu: karşınızdaki bir ihmal değil, bir kültür.

Üçüncü neden: Önlenen kazanın fotoğrafı yok

Güvenliğin en büyük iletişim sorunu şu: başarısı görünmüyor.

Bir kaza olduğunda görüntü var, haber var, rakam var. Bir kaza önlendiğinde ise ortada hiçbir şey yok. Doğru takılmış bir korkuluk sayesinde düşmeyen işçinin haberi yapılmaz, çünkü o işçi bir şey yaşamadığını bilmez bile.

Bu asimetri bütçe toplantılarında doğrudan karşımıza çıkıyor. Üretim rakamı panoya asılır, satış grafiği sunumda yer alır.Önlenen kaza hiçbir yere yazılmaz. Dolayısıyla güvenliğe ayrılan para, karşılığı ölçülemeyen bir gider kalemi gibi görünür.

Oysa hesap tersine yapıldığında tablo değişiyor. Bir ölümlü kazanın işletmeye maliyeti tazminatla bitmiyor: duran üretim, mühürlenen saha, dağılan ekip, işten ayrılan kalifiye personel, sözleşmesi iptal edilen ihale ve yıllarca sürecek dava süreci hesaba katıldığında rakam, yıllık güvenlik bütçesinin kat kat üstüne çıkıyor.

Dördüncü neden: Ramak kala defteri boş duruyor

İSG literatüründe bilinen bir piramit var. Tepesinde ölümlü kaza, altında yaralanmalı kazalar, en altta ise sayısı yüzlerle ifade edilen ramak kala olayları duruyor.Her ciddi kazanın altında, kaydedilmemiş yüzlerce küçük uyarı var.

Peki bu olaylar neden yazılmıyor? Sahada üç sebep duyuyorsunuz. Birincisi ceza korkusu: bildiren kişi başını derde sokacağını düşünüyor. İkincisi "nasılsa bir şey olmadı" refleksi. Üçüncüsü kâğıt işi yorgunluğu ? formu doldurmak, olayı unutmaktan daha zahmetli geliyor.

Bu üç sebep bir araya geldiğinde işletme kör kalıyor. Elinizde yalnızca gerçekleşmiş kazaların verisi var, oysaöngörü sağlayacak bilgi tam da kaydedilmeyen kısımda.

Beşinci neden: Kâğıt üzerinde uyum, sahada boşluk

Burası en can alıcı başlık, çünkü yaygın bir yanılgıyı kırıyor: "Uzman istihdam ettik, sorumluluğumuzu yerine getirdik."

13 Mayıs 2014'te 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasının ardından basına yansıyan bilgilere göre ocakta dokuz iş güvenliği uzmanı ve üç işyeri hekimi görevliydi. Aynı yılın eylül ayında Mecidiyeköy'deki Torunlar Center şantiyesinde yük asansörünün 32. kattan düşmesiyle 10 işçi öldü; şirketin açıklamasına göre projede 22 uzman çalışıyordu ve asansörle ilgili önceden bir sorun tespit edilmemişti.

Bu iki bilgi yan yana konduğunda ortaya net bir tablo çıkıyor. Kadroda biriş güvenliği uzmanı bulunması tek başına hiçbir şey garanti etmiyor.Uzmanın kadroda olması ayrı şey, sözünün geçmesi ayrı şey.

Bir uzmanın hazırladığı rapor, o raporu okuyup bütçe ayıracak bir yönetim yoksa arşiv malzemesinden ibaret kalıyor. Üstelik uzmanın ücretini denetlediği şirketin ödediği bir yapıda, "bu işi durdurmamız gerekiyor" cümlesini kurmak profesyonel bir risk hâline geliyor.

Altıncı neden: Maliyet hesabı yanlış yerden yapılıyor

İSG bütçesi tartışılırken masaya konan rakam neredeyse her zaman aynı: uzman ücreti, eğitim gideri, koruyucu donanım alımı, periyodik muayene bedeli. Toplanır, yıllık ciroya oranlanır ve "yüksek" bulunur.

Bu hesabın sorunu, karşı tarafın boş bırakılması. Kaza maliyeti denince akla ilk gelen tazminat oluyor amatazminat buzdağının görünen kısmı. Altında duran kalemler çok daha ağır:

  • Mühürlenen sahada duran üretim ve gecikme cezaları
  • Soruşturma ve dava süreçlerine ayrılan yönetim zamanı
  • İşten ayrılan kalifiye personel ve yeniden işe alım maliyeti
  • Sigorta priminin yükselmesi ve rücu davaları
  • İhale ön yeterliliklerinde kaza geçmişinin yarattığı dezavantaj
  • Ekipte kalan çalışanların verim kaybı ve moral çöküşü

Bu kalemler tek tek muhasebeleştirilmediği için toplam görünmüyor. Görünmediği için de karşılaştırma yapılamıyor.Kıyaslanan iki rakamdan biri hiç hesaplanmamışsa, tercih zaten baştan bellidir.

Küçük işletmelerde tablo daha da sert. On kişilik bir atölyede güvenlik harcaması, patronun kendi cebinden çıkan paraya denk düşüyor ve doğrudan kâra dokunuyor. Bu ölçekte tek bir ciddi kaza çoğu zaman işletmenin kapanmasıyla sonuçlanıyor, ama bu ihtimal karar anında hesaba girmiyor.

Yedinci neden: Sorumluluk zincir boyunca dağılıyor

Büyük projelerde iş, taşeron katmanları üzerinden bölünüyor. Ana yüklenici işi alıyor, bir bölümünü alt yükleniciye devrediyor, o da bir kısmını başka bir ekibe veriyor. Sahada çalışan işçinin kimin kadrosunda olduğu bazen kendisi için bile net değil.

Mevzuat asıl işverenin sorumluluğunu koruyor, ama pratikteherkesin sorumlu olduğu yerde kimse sorumlu hissetmiyor. Alt yüklenici "ekipmanı ana firma verdi" diyor, ana firma "işi onlar yürütüyor" diyor. Arada kalan boşluk tam olarak kazanın gerçekleştiği yer.

Bu yapıda biriş güvenliği uzmanı için en zor kısım da yetki sorunu. Uygunsuzluğu tespit ediyor ama düzeltmesi gereken ekip başka bir şirkete bağlı. Uyarı yazılı olarak iletiliyor, karşılık gelmiyor, dosyaya konuyor. Kaza olduğunda ise o dosya açılıyor.

Fiyat baskısı bu zinciri daha da geriyor. Her katman kendi kârını çıkarmak zorunda olduğunda kısılan ilk kalem genellikle güvenlik oluyor ? çünkü kısıldığında hemen bir şey olmuyor.

Sekizinci neden: Denetimden önceki gece

Bir işyerinde güvenlik kültürünün gerçek seviyesini ölçmek isterseniz tek bir soru yeter: denetim haberi geldiğinde ne kadar telaşlanıyorsunuz?

Telaş yoksa sistem çalışıyordur. Telaş varsa, güvenlik uygulamaları denetim için yapılıyor demektir.Eksikler denetim gecesi kapatılıyorsa, kapatılan şey eksik değil, görüntüdür.

Bu refleksin arkasında mevzuatın ceza odaklı kurgusu da var. İdari para cezası korkusu uyumu artırıyor ama uyumun niteliğini belirlemiyor. Ceza kaçınma davranışı üretiyor, güvenlik kültürü ise sahiplenme istiyor. İkisi aynı şey değil.

Dokuzuncu neden: Eğitim imza toplamaya dönüşüyor

Mevzuat çalışanlara belirli aralıklarla İSG eğitimi verilmesini zorunlu tutuyor. Kâğıt üzerinde bu yükümlülük büyük ölçüde yerine getiriliyor. Sahada karşılığı ise çoğu zaman şu: kırk kişi bir odaya toplanıyor, sunum hızla geçiliyor, katılım formu imzalanıyor, herkes işine dönüyor.

Böyle bir eğitimden sonra sorulacak tek bir soru var:katılan kişi ertesi gün davranışını değiştirdi mi? Cevap hayırsa, o eğitim gerçekleşmemiş sayılır ? dosyada belge dursa bile.

Etkili olmamasının somut sebepleri var. Mevzuat dilinde hazırlanmış içerik, izleyicinin yaptığı işle bağ kurmuyor. Genel bir sunum, kaynakçıya da forklift operatörüne de aynı şeyi anlatıyor. Ölçme yapılmadığı için neyin anlaşıldığı bilinmiyor. Bir de vardiya sonuna sıkıştırıldığında zaten kimse dinlemiyor.

Buna karşılık kısa, sık ve işe özel yapılan uygulamalar işe yarıyor. Vardiya başında beş dakikalık saha konuşması, o gün yapılacak işin tehlikelerine odaklandığında, yılda bir kez yapılan sekiz saatlik sunumdan daha fazla karşılık üretiyor.

Onuncu neden: Haberciliğin 72 saatlik hafızası

Medya döngüsü de bu tabloya kendi katkısını sunuyor. Bir facia olduğunda haber akışı doygunluğa ulaşıyor, ardından ilgi hızla düşüyor. Dava süreci yıllar sürüyor ama duruşma haberleri artık ilk sayfada yer bulmuyor.

Bunun bir sonucu var: kamuoyu kazayı hatırlıyor,sorumluluğun nasıl sonuçlandığını hatırlamıyor. Caydırıcılık tam da burada zayıflıyor. İşveren tarafında "birkaç gün konuşulur, sonra unutulur" beklentisi oluştuğunda, önlem almanın aciliyeti azalıyor.

Buna karşılık düzenli yayın yapan, kaza sonrası süreci takip eden ve alanın diline hâkim bir habercilik pratiği ciddi fark yaratıyor. Biriş güvenliği uzmanı ile çalışan haber merkezleri, olayı "talihsiz kaza" çerçevesinden çıkarıp nedensellik zinciri üzerinden anlatabiliyor.

Peki bu döngü nasıl kırılır?

Cevap sanıldığından basit ama uygulaması sabır istiyor:ölçtüğünüz şeyi değiştirin.

İSG'de iki tür gösterge var. Gecikmeli göstergeler olan biteni ölçer: kaza sayısı, kayıp gün, tazminat tutarı. Bunlar önemli ama hepsi geçmişi anlatır. Öncü göstergeler ise henüz kaza olmadan sistemin sağlığını ölçer:

  • Yapılan saha turu ve gözlem sayısı
  • Tespit edilen uygunsuzlukların kapatılma oranı ve süresi
  • Ramak kala bildirim sayısı
  • Eğitimlere katılım oranı ve eğitim sonrası ölçme sonuçları
  • Tatbikat sıklığı ve tahliye süresi
  • Yönetimin sahada geçirdiği süre

Burada ilk bakışta ters görünen bir mantık var:ramak kala bildirim sayısının artması kötü haber değil, iyi haberdir. Bildirim sayısı yükseldiğinde olaylar artmış olmuyor; daha önce görünmeyen olaylar görünür hâle geliyor. Bildirimin sıfıra düştüğü bir işyeri güvenli değildir, yalnızca sessizdir.

İkinci adım, cezalandırıcı yaklaşımdanadil kültüre geçmek. Kasıtlı ihlal ile insan hatasını aynı kefeye koyan bir sistem, çalışanı hata gizlemeye yönlendiriyor. Ayrımı netleştiren bir yapıda ise bilgi yukarı akıyor.

Üçüncüsü, önlem hiyerarşisine sadık kalmak. Kişisel koruyucu donanım bu hiyerarşinin en alt basamağı, yani en zayıf halkası. Tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak, kaldıramıyorsanız daha az tehlikeli bir yöntemle değiştirmek, olmuyorsa mühendislik önlemi almak gerekiyor.Barete güvenmek, ancak diğer üç basamak tükendiğinde başvurulacak bir çözüm.

Kısa bir kapanış

Kaza sonrası hatırlama refleksi bir karakter kusuru değil. Zihnimizin risk hesaplama biçimiyle, işletmelerin ölçüm alışkanlıklarıyla ve haber akışının ritmiyle ilgili yapısal bir sorun.

Ama yapısal olması değiştirilemez olduğu anlamına gelmiyor. Ölçtüğünüz göstergeyi değiştirdiğinizde, bildirimi cezalandırmayı bıraktığınızda ve uzmanın sözünü geçerli kıldığınızda döngü yavaşlıyor.Hatırlamak için kazayı beklemek zorunda değiliz.

Sık sorulan sorular

Ramak kala olayı nedir, neden kaydedilmeli?

Yaralanma veya maddi hasarla sonuçlanmayan, ancak sonuçlanabilecek olaylara ramak kala deniyor. Kaydedilmesi önemli çünkü bu olaylar, henüz kimse zarar görmeden sistemin zayıf noktasını gösteren tek veri kaynağı.

Öncü gösterge ile gecikmeli gösterge farkı nedir?

Gecikmeli göstergeler kaza sayısı gibi geçmişi ölçer. Öncü göstergeler ise saha turu sayısı, uygunsuzluk kapatma oranı ve ramak kala bildirimi gibi, kaza gerçekleşmeden sistemin durumunu gösteren verilerdir.

İşyerinde uzman bulundurmak sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Hayır. 6331 sayılı kanun yükümlülüğü işverene yüklüyor. Uzman ve işyeri hekimi istihdamı bu sorumluluğun yerine getirilmesine aracılık ediyor, sorumluluğu devretmiyor.

Kişisel koruyucu donanım neden yeterli sayılmıyor?

Önlem hiyerarşisinde en alt basamakta yer aldığı için. Tehlikeyi ortadan kaldırmak, ikame etmek veya mühendislik önlemiyle izole etmek mümkünken doğrudan koruyucu donanıma güvenmek, riski çalışanın davranışına bırakmak anlamına geliyor.

Alt yüklenici çalıştıran işveren sorumluluktan kurtulur mu?

Hayır. Mevzuat asıl işverenin sorumluluğunu koruyor. İşin bir bölümünün devredilmiş olması, sahadaki koşullardan doğan yükümlülüğü tamamen ortadan kaldırmıyor.

İSG eğitiminin etkili olduğunu nasıl anlarız?

Katılım imzasına değil davranış değişimine bakarak. Eğitim sonrası saha gözlemlerinde ilgili uygunsuzluğun azalması, en güvenilir ölçüt. Kısa, sık ve yapılan işe özel eğitimler genellikle daha iyi sonuç veriyor.

Küçük işletmeler için güvenlik yatırımı gerçekten pahalı mı?

Doğrudan gider kalemi olarak bakıldığında öyle görünüyor. Ancak küçük ölçekte tek bir ciddi kaza çoğu zaman işletmenin faaliyetini durduracak sonuçlar doğuruyor. Karşılaştırma iki taraflı yapıldığında tablo değişiyor.

https://umutelbir.com/is-guvenligi-uzmani-kimdir/ hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER