Samsunsonhaber köşe yazarı Mustafa Bilik, kalemini ve vicdanını kullanarak, modern dünyanın ahlak bataklığını ve 8 Mart illüzyonunu sorguluyor., Batı'nın sahte 'özgürlük' iddiasının arkasındaki kanlı gerçek ve İslam'ın kadın haklarına getirdiği devrimsel yaklaşım.
Bugün takvimler 8 Mart'ı gösteriyor. Sokaklar süslü cümlelerle, vitrinler indirimli "kadın günü" kampanyalarıyla, kürsüler ise hamasi nutuklarla dolu. Ancak bu parlak ambalajın altında, modern dünyanın ellerinden damlayan kan henüz kurumadı. Bir yanda "özgürlük" vaadiyle yıkılan şehirler, diğer yanda bu yıkımın ortasında can veren yüzlerce kız çocuğu...
Medeniyetin Kanlı Makyajı: Mahsa'dan Bombalara
13 Eylül 2022'de Mahsa Amini'nin o trajik ölümüyle bir kadının saçının teli üzerinden koparılan fırtına, kısa sürede küresel bir "özgürlük" operasyonunun yakıtına dönüştürüldü. Mahsa'nın ölümü kamuoyunda büyük tepki toplarken, Batı'nın "modernizm" götürme vaadi; Libya, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yine ölüm getirdi.
İran sokaklarında özgürlük naraları atanların, nükleer tehdit bahanesinin arkasına sığınarak katlettiği 168 kız çocuğunun hesabı hangi 8 Mart kutlamasında verilecek?. Bu "modernizm" ambalajlı saldırganlığın arkasında, ahlaki bir çöküş yatıyor. Bize medeniyet dersi vermeye kalkan figürlerin profili ise korkunç: Epstein dosyalarında ufak kız çocuklarına yönelik dehşet verici suçlarla anılan Trump'ın, bir diğer çocuk celladı ve bebek katili Netanyahu tarafından bu dosyalarla şantaj yapılarak İran savaşına sürüklendiği iddiası, bugün uluslararası siyasetin en karanlık noktasıdır.
İçerideki Kayıtsızlık ve Manuela Bergerot'un Çığlığı
Siyasetin gündemi, trajedilere karşı gösterilen vicdani duruşla ölçülür. Madrid Meclisi Üyesi Manuela Bergerot'un, İran'daki kız yurdunun bombalanmasına ve İranlı kadınlara yönelik saldırılara karşı attığı o net çığlık, bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bergerot, İran halkına ve kadınlarına yönelik saldırıları kınarken şunu haykırıyor:
"...bir kız okulunu bombalamak, 165 kızı katletmekti. 165 çocuğun katledilmesini kutlayarak kadın haklarını savunamazsınız."
Bu vicdan çığlığı İspanya'dan yükselirken, bizim kendi içimizdeki manzara ise utanç verici bir tezat teşkil ediyor. AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin'in, bölgede yüzlerce kız çocuğunun katledildiği, insanlığın can çekiştiği bir dönemde gündeminin 165 kız çocuğunun ölümü değil de meclis yemekleri olması, siyasetin vicdani pusulasını kaybettiğinin en acı vesikasıdır. Bir yanda parçalanmış çocuk bedenleri, diğer yanda meclis lokantasının menüsü...
"Savaş Bakanı"nın Hezeyanları ve Gerçek İslam
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sanki bombalar kadın ve çocukları öldürmüyor da bir video oyunundan ibaretmiş gibi, "İslam Peygamberinin yanılgılarına inanan rejimlerin nükleer silahı olmaz" diyebiliyor. Bu sözler, ruh hastalığı derecesinde bir kibir ve cehaletin dışavurumudur.
Hegseth'in "yanılgı" dediği o Peygamber, kadınların diri diri toprağa gömüldüğü bir cahiliye karanlığında, kadını erkeğin eşiti kılan bir dinin mimarıdır. Bugün modern silahlarıyla bebekleri uykusunda bombalayan çocuk katilleri mi bize medeniyet ve kadın hakları dersi verecek?
8 Mart: Bir Yangından Diğerine
1857'de New York'ta bir tekstil fabrikasında yanarak ölen o kadın işçiler, insanca bir yaşam için canlarını vermişlerdi. 8 Mart bu acının üzerine inşa edildi. Şimdi soruyorum:
Ey "medeni" dünya!
1857'de fabrikada yanan kadınların acısını anarken, bugün sizin akıllı bombalarınızla, siyasi şantajlarınızla ve Epstein dosyalarına konu olan sapkınlıklarınızla kül olan 165 kız çocuğunun ahı neden gündeminizde değil?. Bir fabrikadaki yangın mı daha ağır, yoksa bir çocuk celladının emirleriyle koca bir coğrafyanın üzerine boşaltılan ateş mi?.
Eğer 8 Mart'ta sadece vitrinleri süsleyip, maktulün kimliğine göre üzülmeye devam edecekseniz; o sahte karanfilleriniz yerin dibine batsın. Bugün kadın haklarını savunduğunu iddia edenler, önce ellerindeki barutu temizlemeli ve Netanyahu gibi bebek katillerinin suç ortağı olmaktan vazgeçmelidir.
Medeniyetiniz, öldürdüğünüz çocukların kanında boğuluyor.







