Öğretmenliğin Sessiz İntiharı

Öğretmenliğin Sessiz İntiharı

Bu haftaki yazımda sizlere mesleğim olan öğretmenliğin verildiği süreci kendi bakış açımdan aktarmaya çalıştım.

 

 

Ruh Mimarlığından Veri Operatörlüğüne: Öğretmenliğin Sessiz İntiharı

​Bir zamanlar "öğretmenlik" denildiğinde zihnimizde canlanan imge, sadece sınıfa girip ders anlatan bir memur değil; bir toplumun geleceğini şekillendiren, ruhları terbiye eden bir "sanatçı" ve "aydınlatıcı" figürüydü. Felsefi kökenleri Sokrates'in "doğurtma" yöntemine, Anadolu'nun irfan geleneğine ve Cumhuriyet'in "fikri hür, vicdanı hür nesiller" yetiştirme ülküsüne dayanan bu kutsal meslek, bugün ne yazık ki sistemli bir değersizleştirme operasyonuyla karşı karşıya.

​Eskiden öğretmen, mahallenin ya da köyün en saygın rehberi, bir kişilik inşa edicisiydi. Mesleğin felsefesinde "insana dokunmak" vardı. Ancak günümüzde "Yeni Öğretmenlik" anlayışı bu derinliği rakamlara ve raporlara indirgiyor. Artık öğretmen, öğrencinin gözünün içine bakan bir bilge değil; öğrenci gelişim raporları, formlar ve anlamsız tablolar arasında kaybolmuş bir "veri operatörü" haline getirildi. Saatlerce emek verilen o dijital belgelerin çoğu zaman kimse tarafından okunmaması, emeğin nasıl bir bürokratik çöplüğe dönüştüğünün en acı kanıtıdır.

Pedagojiden "Bakıcılığa" Evrilen Bir Meslek

​Bugün sınıfların içinden yükselen sessiz çığlık, öğretmenin karar verici konumdan çıkarılıp sadece "uygulayıcı" bir robota dönüştürülmesidir. Deneyim ve sezgi, yerini masa başında oturup hayatında tebeşir tozu yutmamış bürokratların hazırladığı yönergelere bıraktı. Daha da vahimi, velilerin ve toplumun öğretmene bakış açısı pedagojik bir otoriteden "sorunsuzluk sağlayan bir bakıcıya" evrildi. Uzun vadeli gelişim, yerini anlık mutluluklara ve "aman çocuğumun tadı kaçmasın" sığlığına bıraktı. Öğretmenin akademik otoritesi, müşteri memnuniyeti odaklı bu yeni sistemde adeta eriyip gitti.

Ekonomik Kıskaç ve "Norm Fazlası" Tehdidi

​Öğretmenliğin itibarını yerle bir eden sadece felsefi bir sapma değil, aynı zamanda yönetilemeyen idari süreçlerdir. "Norm fazlası" sorunu, öğretmenleri her an yerinden edilecek birer "fazlalık" gibi hissettirirken, atanamayan binlerce gencin mülakat odalarında umutlarının kırılması mesleğin kalbine sıkılan bir kurşundur. Ekonomik sıkıntılar ve özlük haklarındaki kayıplar, öğretmeni hayat kavgası veren, geçim derdinden başını kaldıramayan bir profil haline getirmiştir. Geçim derdi çeken, mülakatla elenme korkusu yaşayan veya "norm fazlası" olup sürgün edilme endişesi taşıyan bir zihinden, yaratıcı ve ilham verici bir eğitim beklemek en hafif tabiriyle hayalciliktir.

Bir Meslek Değil, Bir Gelecek Yok Oluyor

​Sonuç olarak; ölçülemeyen değerlerin  ölçülebilen rakamlara kurban edildiği bu "yeni" sistem, öğretmeni bir "çıktı üreten değişken" olarak görüyor. Ancak unutulmamalıdır ki; öğretmenlik bir teknik hizmet değil, bir ruh transferidir. Eğer biz öğretmeni evrakların, ekonomik kaygıların ve idari baskıların altında ezmeye devam edersek, sadece bir mesleği değil, o mesleğin yetiştireceği aydınlık geleceği de kaybedeceğiz.

​Bu dönüşüm bir yasa maddesinde yazmıyor olabilir ama sınıfların o soğuyan havasında, öğretmenin yorgun omuzlarında ve toplumun çöken ahlaki yapısında her gün biraz daha derinleşiyor. Artık sormanın vaktidir: Bu yıkım kaçınılmaz bir kader mi, yoksa öğretmenliği "yok saydığımız" için mi bu uçuruma sürükleniyoruz?

 

EN ÇOK OKUNAN HABERLER