18 Mart'ta Tarihi Tekerrür: Çanakkale'den Hürmüz'e, Churchill'den Trump'a

18 Mart'ta Tarihi Tekerrür: Çanakkale'den Hürmüz'e, Churchill'den Trump'a

Samsunsonhaber Köşe Yazarı Mustafa Bilik'in kaleminden: 18 Mart'ta Tarihi Tekerrür: Çanakkale'den Hürmüz'e, Churchill'den Trump'a

 

Bugün tam da 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıldönümü. Göğsümüzü kabartan, emperyalizme karşı imanın çelikleşmiş iradesinin kazandığı o büyük gün. Biz o gün, "7 düvelin" birleşip geldiği yenilmez armada deniz filolarını Çanakkale Boğazı'nın serin sularına gömdük, o boğazı onlara dar ettik. Tarih, mazlum bir milletin devasa bir askeri makineye karşı duruşunu yazdı Çanakkale'de.

Peki, o şanlı ruhu kutladığımız bugün, başımızı azıcık doğuya, İran'a çevirdiğimizde ne görüyoruz?

Bugün İran, tıpkı bizim yüz yıl önce Çanakkale Boğazı'nı savunduğumuz gibi Hürmüz Boğazı'nı savunuyor. Kendi vatanını, kendi sularını, kendi onurunu koruyor. Karşısında yine aynı senaryo, yine aynı aktörlerin bugünkü izdüşümleri var.

ABD Başkanı Trump, tıpkı Birinci Dünya Savaşı'nda Winston Churchill'in yaptığı gibi, karşısındaki iradeyle tek başına baş edemeyince "7 düveli" Hürmüz Boğazı'na yığmaya çalışıyor. Trump'ın sık sık Churchill adını anması tesadüf mü? Elbette hayır. Demek istiyor ki:"1. Dünya Savaşı'nda Churchill Çanakkale Boğazı'nda dev bir deniz filosu topladı, ben de aynısını Hürmüz Boğazı'nda toplamak istiyorum." Ancak Trump'ın hesabı tutmuyor; o eski sömürgeci hevesiyle aradığı desteği dünyada bulamıyor.

Dünya sahnesinde bu satranç oynanırken, İslam coğrafyasının kalbi olan biz ne yapıyoruz?

Şu günler, mezhep karmaşasını, aramızdaki nifakları bitirmek için tarihi bir fırsat günü değil mi? Müslüman kardeşlerimizin yanında durarak, emperyalizme karşı safları sıklaştırma fırsatı bulabileceğimiz şu kritik günlerde, Türkiye olarak nasıl bir duruş sergiliyoruz?

Soru işaretleri tam da burada devasa bir boyuta ulaşıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kritik bir kararname, ABD-İsrail ittifakının İran'a başlattığı savaş sürerken, yabancı ülkeler arasında gönderilecek askeri malzemelerin Türkiye üzerinden transit geçişine izin verdi. Resmî Gazete'de yayımlanan karara göre; "Harp araç ve gereçleri ile silah mühimmat, askeri patlayıcı maddeler ve bunlara ait teknolojilerin Türkiye gümrük bölgesinden transit geçişine" artık onay çıkıyor.

"Türkiye üzerinden askeri malzeme naklinin ABD-İsrail ittifakının İran savaşıyla bir ilgisi olup olmadığının açıklanmasında yarar var."

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nden gelen açıklama ise her zamanki gibi "bilindik":"Düzenlemenin bölgesel gelişmelerle ilgisi yoktur, ticari belirsizlikleri gidermeyi amaçlamaktadır." Halk tabiriyle söylersek; "yersen"... Bölge alev alev yanarken, hemen yanı başımızdaki komşumuz sırtından hançerlenmeye çalışılırken, bu "ticari belirsizlik" açıklaması kimin vicdanını rahatlatır?

Bir de dönüp İran halkına bakın. Karşımızda, tıpkı bizim Kurtuluş Savaşı'ndaki analarımız gibi altınlarını, varını yoğunu orduya bağışlayan kadınlar var. Kafalarına düşen top mermilerine rağmen meydanları terk etmeyen, her akşam askerine ve devletine destek vermek için toplanan, kenetlenen bir halk var.

İşte bu halk ne Trump gibi devlet aklından yoksun kukla liderlere, ne de o şeytan Netanyahu'ya yenilir. Tıpkı Türk halkının Churchill gibilere yenilmediği gibi... Çünkü tarih gösteriyor ki; tanklar, toplar, gemiler gelir geçer ama vatanı için kenetlenen halkın iradesi asla yıkılmaz. Biz bu dersi Çanakkale'de verdik; umarız bugün o dersi unutanlar, Hürmüz boğazında derslerini alırlar.

 

EN ÇOK OKUNAN HABERLER