Yıldızların Altında: İki Kalp, Bir Gökyüzü
Samsunsonhaber Köşe Yazarı Prof Dr Hüseyin Kalkan Yazdı : Yıldızların Altında: İki Kalp, Bir Gökyüzü
Yıldızların Altında: İki Kalp, Bir Gökyüzü
Şehirden uzak bir tepe. Gece berrak. Samanyolu ince bir ışık nehri gibi göğü ikiye bölmüş. İki âşık yan yana, sırtları çimenlere değmiş, göğün gizem dolu derinliklerine bakıyorlardı.
Elif:
Sence biz şu an gerçekten neye bakıyoruz?
Mert:
Gökyüzünün sonsuz derinliğine? Işıktan örülmüş bir sessizliğe.
Elif:
Sonsuzluk mu?
Belki de evrenin hafızasına bakıyoruz.
Çünkü o ışık, yola çıktığında biz daha burada bile yoktuk.
Mert:
Haklısın. O ışıkların bazıları milyonlarca yıl önce yola çıktı. Belki o yıldız artık yok.
O zaman şu soru geliyor:
Biz gökyüzünü mü görüyoruz, yoksa bir hatırayı mı?
Elif:
Eğer öyleyse? Gökyüzü aslında gecikmiş bir hikâye değil mi?
(Kısa bir sessizlik.)
Mert:
Neden ressamlar göğü çizer, şairler yıldızları yazar, besteciler sessizliği göğe benzetir?
Çünkü gökyüzü yalnızca görülen bir manzara değil, hissedilen bir derinliktir.
Belki de sanatın gökyüzüne yönelmesi tesadüf değildir; çünkü insanın içindeki en eski soru, ilk kez başını kaldırdığında doğmuştur.
Sanat, insanın gökyüzü karşısında hissettiği o ilk sarsıntının, iç dünyada biçim bulmuş hâlidir.
Elif:
Peki neden insanlar binlerce yıldır gökyüzünü resmediyor?
Neden mağara duvarlarına bile yıldız benzeri semboller çizilmiş?
Mert:
Çünkü gökyüzü yalnızca bir manzara değil.
Sorular silsilesi.
Elif:
Hangi sorular?
Mert:
Milyarlarca galaksinin arasında, Dünya dediğimiz bu küçük noktada biz neredeyiz?
Atomlarımız yıldızlardan geldiyse, o hâlde biz kimiz?
Evren bu kadar büyükken, yaşam yalnızca bize mi ait?
Yoksa bir yerlerde başka gözler de aynı gökyüzüne mi bakıyor?
Bu sonsuzluk duygusunu hangi tuvale sığdırabilirim?
Hangi dizede gökyüzünün derinliğini taşıyabilirim?
Hangi notada yıldızların sessizliğini duyurabilirim?
Ve belki de insan, bu soruların ağırlığıyla baş edemediği için sanatı icat etti.
Çünkü bazı sorular cevapla değil, bir resimle hafifler.
Bazıları bir dizede yankılanır.
Bazıları bir notada çözülür.
Elif:
Ama bilim bu soruların hepsine cevap arıyor zaten.
Mert:
Bilim, nasıl'ı sorar.
Sanat, neden'i.
Aşk ise, kiminle'yi.
Elif:
Yani şu an yaptığımız şey biraz sanat mı?
Mert:
Belki de.
Şu göğe bakarken hissettiğin şeyi tarif edebilir misin?
Elif:
Tam olarak edemem.
Hem huzur var hem korku.
Hem küçüklük hissi hem de tuhaf bir büyüklük.
Mert:
İşte sanat o tarif edemediğin yerde başlar.
Elif:
O zaman nedenVincent van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosuna baktığımızda gökyüzü sanki dalgalanır?
Gerçekte yıldızlar o şekilde dönmüyor.
Mert:
Çünkü o tablo göğün değil, insan ruhunun haritası.
Belki de gökyüzü dışarıda sakin, ama içimizde fırtınalıdır.
Elif:
Şairler de bunu mu yaptı?
Yahya Kemal Beyatlı sonsuzluğu yazdı.
Nazım Hikmet özgürlüğü.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî iç yolculuğu?
Mert:
Belki de hepsi gökyüzünü bahane etti.
Aslında kendilerini anlattılar.
Elif (yavaşça):
O zaman şu soru daha da büyüyor?
Gökyüzü gerçekten dışımızda mı yoksa içimizde mi?
Mert:
Ne demek istiyorsun?
Elif:
Bir yıldızı gördüğümüzde, beynimiz o ışığı anlamlandırıyor.
Yani gördüğümüz şey biraz da zihnimizin kurduğu bir evren.
O hâlde yıldızlara bakarken aslında içimize mi bakıyoruz?
Mert:
Belki de bu yüzden iki insan aynı göğe bakıp farklı şeyler görüyor.
Çünkü herkes kendi içindeki gökyüzünü taşıyor.
Elif:
Peki aşk?
Aşk bu tabloda nerede?
Mert:
Belki aşk, gökyüzünün iki kalpte aynı anda açılmasıdır.
Belki de, sonsuzluğun içinde kaybolmak değil, birlikte yön bulmaktır.
Ya da, karanlığın içinde iki ışığın birbirini tanımasıdır.
Elif:
Sence bilim bir gün her şeyi açıklarsa, bu hisler yok olur mu?
Mert:
Sence bir yıldızın çekirdeğinde nükleer füzyon olduğunu bilmek, onu daha az güzel yapar mı?
Yoksa o ışığın milyarlarca yıl süren bir mücadeleyle oluştuğunu bilmek, hayranlığı artırır mı?
Elif:
Yani bilgi büyüyü bozmaz diyorsun?
Mert:
Belki de tam tersine?
Gizem derinleşir.
(Bir kayan yıldız geçer.)
Elif:
Şimdi ne hissediyorsun?
Mert:
Şunu soruyorum:
Eğer evren bu kadar büyükse, biz neden bu kadar anlam arıyoruz?
Ve eğer biz bu kadar küçüksek, neden bu kadar derin hissedebiliyoruz?
Elif:
Belki de büyüklük ve küçüklük aynı anda mümkündür.
Mert:
Belki de insan olmak budur.
Hem atom kadar küçük, hem hayal kadar büyük.
(Elif başını Mert'in omzuna yaslar.)
Elif:
Sence biz şu an evrene mi bakıyoruz?
Yoksa evren kendine mi bakıyor?
Mert:
Eğer bilinç yıldız tozundan doğduysa?
Belki de evren, bizim gözlerimizle kendini izliyordur.
Eğer biz yıldız tozundan yapıldıysak,
o hâlde bu gece gökyüzüne bakan iki insan değil; evren, iki kalpte kendine dokunuyordu.
Ve belki de aşk,
iki farklı bakışın aynı sonsuzlukta
aynı duyguda birleşmesidir.
Gökyüzü bizi küçültmez.
Birlikte baktığımızda, büyütür.
Şimdi gözlerimizi hayretten akla çevirme zamanı.
Bir sonraki yazımızda, gökyüzündeki düzenin izini bilimle sürdürmek dileğiyle ...
Prof. Dr. Hüseyin KALKAN
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Öğretim Üyesi