YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Ayşegül Asal

MÜTEVAZİ BİR DUAYEN TANIDIM: FAHRETTİN ULUSOY

Mevki sahibi olmuş, herkes tarafından tanınan ve makamından söz ettiren kişiler genellikle mağrur, kurumlu ve kibirli olurlar. Kendisi ile ilk görüşmeye giderken tam olarak bunlar geçti aklımdan.Yalan değil hem çok sıkılacağımı hem de klişe bir esnaf muhabbeti döndüreceğini düşündüm. Ancak ne olursa olsun saygıda kusur etmeyecekve en kısasından oturup hızla yola koyulacaktım. Ancaktek kelimeyle afalladım! Önyargılar nasıl yıkılıp, peşin hükümler nasıl darmaduman olurmuş Fahrettin Ulusoy ile bir kez daha deneyimledim, nam-ı diğer çok kıymetli Fahrettin amcamla.

 

Büyük bir başarı yakalayıp adından söz ettiren bir insanın içten pazarlıklı değil son derece şeffaf oluşu, kibirli bir zayıflıkla değil alçakgönüllü bir yücelikle hemhal oluşu ve asık bir surata değil mütebessim bir çehreye sahip oluşu bizim çok alışık olduğumuz hasletler değil. Olmayacak da!.. Özünü kaybetmeyen ve geçmişini tüm yaralarıyla sararak onu büyüten ve seven birini görmek, günümüzde bir ‘mucize’ ile karşılaşmak gibi. Yıllar evvel babasının kendisine yazdığı mektubu okurken duygulanması ve çocukluğuna dair pek çok mektubu titizlikle koruması, geçmişine ne kadar sahip çıktığını ve her haliyle kabul edip özümsediğini gösterdi bana.Belki de bugünkü başarısının temel sırrı da bu! Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: ‘Geçmişini bilmeyen geleceğe yön veremez.’

 

Çok kıymetli Fahrettin amcama beni kız evladı yerine koyup röportaj teklifimi kırmadığı ve kapısını açtığı için teşekkür ediyor, sizi derya misali birikimleriyle baş başa bırakıyorum…

 

 

 

  1. Babanız köyde latin harfleri ile yazan tek kişi ve bir muhtar. ‘Kınalıoğlu’ soyadını da ‘Ulusoy’a çevirmiş. Neden bu değişim?
    - Babamın gerekçesi hani kırsalda yaşayanların, besicilik yapanların sürülerinde kınalı kuzu, kınalı inek betimlemeleri olur ya, işte onları çağrıştırıyor diye soyadımızı ulusoy’a çevirdi. Bizi taşımacılık yapan diğer Ulusoy ailesi ile de karıştırıyorlar zaman zaman. Oysa benim o aile ile bir kan bağım yok.

İMKANLARIN KADAR YAŞA. MİLLET NE DER DİYE DÜŞÜNME!

 

2. Kitabınızda demişsiniz ki: “İlkokula kadar çıplak olan ayaklarımız okul sayesinde kara lastikle tanıştı”. Bu kadar kötü müydü durumunuz gerçekten?
- Yok yaa, o biraz abartı olmuş. Ama mesela şunu hatırlıyorum. İlkokula gittiğimde plastikten renkli ayakkabılar vardı ya, ayakkabısı ve çizmesi alınmıştı bana. Çizmelerle o su dolu çukurların boyunu ölçerdim ve su girerdi çizmelere. Dolayısıyla dayak yerdim. (Gülüyor) Annemin anlattığı, mısırın dış kabının kurutulmuş halinden yatak yapardık. 2 tane de sahan, tahta kaşık…

43 YIL SONRA BEKLEDİĞİM SÖZ: ‘AFERİN SANA’

3. Babanızdan bahsetmek isterim Fahrettin amca. Mesela 71,5 kiloluk un çuvalını 5’e bölüyorsunuz o dönemde ve küçük paketler halinde satıyorsunuz . Epey de kar elde ediyorsunuz. Ancak bu yenilikçi fikirleriniz ve uğraşlarınıza rağmen babanız memnun olmuyor ve sizi takdir etmiyor. Kitabınızda çok üzüldüğünüzü vurguluyorsunuz.
- O büyük eziklik! Babam bana ilk defa ben 43 yaşındayken ‘Aferin sana!’ demiştir. Yazıhanemize babam gelip gittiğinde ona hep ‘Fahrettin bey’in babası’ diye hitap ediyorlardı. Sonra babam bana bir gün dedi ki: ‘Yaa sen hem maddi olarak iyisin, hem herkesle aran iyi. Aferin sana’ dedi. işte ilk aferinim odur.

 

CEBİNDEKİ PARADAN DAHA KIYMETLİ OLAN İTİBAR SERMAYESİDİR.

 

4. İstanbul’a gittiniz bir ara babanızla iş ortamında anlaşamadığınız için. Ve iplik fabrikasında, çay ocağında çalıştınız. Hatta amcanızın oğlu ile de pazarda çalıştınız ancak sizi hayal kırıklığına uğrattığını yazmışsınız kitabınızda. Bu olay için babanızdan sonra yaşadığınız ikinci aile imtihanı diyebilir miyiz?
- Öyle denilebilir ama her şeyde bir hayır var. Orada amcamın oğlunun kaytarması ve beni hayal kırıklığına uğratması benim tekrar Samsun’a dönmeme vesile oldu. Hayat kolay değil ve çok acımasız. Çok inişleri ve çıkışları var. Bunlara hazırlıklı olmak lazım. Hayat zor!

5. Sonra bir diğer aile imtihanınız kardeşiniz Orhan. Kitabınızda babanızın bu kardeş gerginliğine zemin hazırladığını yazmışsınız. Kendisi taraf mı tuttu?
- Aslında bunlar bizim örf adetlerimize ters. Anne baba her zaman iyi anılır. Ama babam orada hakikaten benim ruhumda derin yaralar açmıştır.
- Niye sizce? Kardeşiniz okuduğu için mi oldu ayrım?
- O da var. Ama babamın şu lafı da vardır. Ben ona: ‘ben seninle çalıştım’ dediğim zaman o da: ‘ne olacak çalıştınsa, senin çalıştığını 150 liralık işçi de yapıyor’ derdi.

 

6. ‘Samsunspor’da yönetici olmak ayrı bir özgüven getirmiş, neredeyse yürüyüşüm bile değişmişti. Bu yöneticilikten sonra artık ekonomimin yanı sıra havam da yerindeydi.’ itirafında bulunuyorsunuz kitabınızda. Bu pozisyon gerçekten o kadar etkili miydi?
- O yıllarda serbest ticaret yapanların pek de itibarı yoktu toplum gözünde. Arkadaşlarıma ne yapıyorsun diye sorduğumda; hukuk okudum, harp okuluna gittim, mühendislik okudum derlerdi. Bizim zamanımızda, 66-67’de özel okullar vardı. Seneliği 1800 lira olan okullar. Ben okumak istediğimde babam ‘ne işin var’ dedi bana. Sonrasında ‘Okutamadım seni’ dedi babam. E niye? Dükkanda ihtiyaç var. Ama sonrasında diğer çocukların da burada çalışsın dediğimde ‘onların dersi var’ dedi bana. Orada çok kırılmıştım.

 

BUGÜNE KADAR HER KRİZDE BAŞKALARI KORUNAK YAPARKEN BİZ YEL DEĞİRMENİ YAPTIK

 

- Peki ya kardeşleriniz?
- Biraderler de benim diplomam olmayınca beni önemsemediler. Hayal ettiğimiz işi kuramadık. Ama 2000’de Orhan geldi, buradaki düzenimi görünce çok şaşırdı, takdir etti. Suat da İstanbul İktisat fakültesi diplomasını yazıhanesine koydu ama istikrarlı çalışmadı ve iflas etti.Diploma iş yapmaz, adam iş yapar!

 

7. Kardeşiniz Suat beyden pek çok yerde bahsetmişsiniz kitabınızda. Kardeşinizin elinden tutmanız, açmış olduğunuz benzinliğin yetkilerini ona vermeniz takdire şayan. Sonra ne oldu?
- Benzinliği alınca annem ‘Suat’ı buraya getir’ diyor. Kardeşimi oraya getirdim ama beş kuruş para alamadım. Çünkü işin başında durmadı, elemanlara emanet etti. Onlar da kendi kapasite ve kabiliyetleri alanında iş yaptılar. El elin eşeğini türkü çağırarak arar iş hayatında kızım. Aslında kitabı tam anlamıyla hatmedenler çok mesajlar alır.

 

8. Fahrettin amca ailevi ve özel şahsi bilgilerinizi de paylaştınız kitabınızda. Bu özgüven ve cesaret ister, herkes yapamaz.
- Ben bu kitabı torunlarıma anı bırakmak istediğim için yazdım. Çocuklarımın teşvikiyle kitap haline geldi. Özel aile ilişkilerini yazdımsa da utanacak bir şey yapmadım. Kaldı ki yaptığın işin hakkını vereceksin.

 

ESAS PATRON KARIM!

 

9. Eşiniz Nevin ablanın hem şirkete hem de size büyük katkıları olduğu kanısına vardım kitabınızı okuyunca.
- Esas patron karım! O bu ailenin annesi. Beni yönetti. Her anlamda büyük destek oldu. O çok iyi yürekli biri, Allah ondan razı olsun! Hatalarımız oldu elbette ama o baskın karakteriyle bizi iyi yönetti. Ne kendini ezdirdi, ne de bizi ezdi. Şimdi sana bir video atıyorum onu izle. Oradaki konuşmasında diyor ki: ‘Fahrettin beyi benden başka kimse yönetemezdi’. İşte orada haklı.

 

BU MEMLEKETTE HELAL PARA KAZANAN EN NET ADAMLARDANIM!

 

10. Bir de iftiraya uğramanız sonucu 7 ay 9 gün 8 saat süren bir hapishane hayatınız oldu. Nasıl geçti bu günler ve neler kattı size?
- Allah sabrını veriyor ya. Tevekkül ettim. Her şeyde bir hayır vardır. Başka bir dünya olduğunu gördüm. Çok şeyler var. Bambaşka bir dünya var. Neler var neler. Yaşar kemalin 100 tane romanını okumuş gibi oldum, öyle insanlar tanıdım. Hepsi bir roman.
- Bu süreçte pek çok dedikodu da dönmüştür.
- Dedikodu oldu tabii. Hiç suçu yokken nasıl oldu da hapse girdi dediler. Ama ben vicdanen çok rahatım. Ve bu memlekette helal para kazanan en net adamlardanım.

11. Bir diğer trajik olay amcanızın oğlu Ali ile yaşadığınız münakaşa. Sizden haksız yere para istemesi ve sonucunda karnınıza attığı bir kurşun. Hatta onun peşine düşen Hasan Çoban’ı da öldürüyor maalesef…
- Hasan Çoban’ın kaderi demek böyleymiş, ecel çağırmış. Hasan Çoban’ın oğlu 5-6 ay önce vefat etti. Oğlu burada yanımızda çalışıyordu. Kızı da yeni fabrikamızda. Velhasıl öyle bir kaderimiz var. Allah rahmet eylesin.
- Amcanızın oğlu Ali’ye ne oldu sonra?
- Vefat etti. Köyden aşağıya giderken uçuruma yuvarlandı. Onunla helalleştik ölmeden önce. Bana elini uzattı ‘gel helalleşelim’dedi. Ben de uzattım.

 

NE OLDUM DEĞİL, NE OLACAĞIM DİYECEKSİN!

 

12. İyi yapmışsınız, büyüklük sizde kalmış oldu. Ben ortaokul arkadaşınız Çınar’a da gelmek istiyorum. Bu olay da beni çok etkiledi. Ortaokulda ona selam veriyorsunuz ama o zengin bir ailenin çocuğu. Size tepeden bakıyor ve selamınızı almıyor. Bu çok zorunuza gitmiş tabii. Unutamamışsınız. Ama yıllar sonra kader sizi tekrar bir araya getiriyor.
- Anavatan il partisi il başkanı olduğumda, Bağkur bölge müdürlüğü ziyaretinde ona rastladım. Çınar da Amasya Şube müdürü olmuş. Yıllar sonra karşılaştık. ‘Çınar nasılsın?’ dedim, o da ‘iyiyim’ dedi. Konuştuk. Ortaokul anılarım gözümün önüne geldi tabii.
- Ne hissettiniz peki?
- Bütün bir olay ne biliyor musun? Köylü çocuğu olmanın verdiği eziklik. Samsunspor’da olunca neden havam değişti? Çünkü yönetici olmak şu anlama geliyor: demek ki para kazanıyor. Belli bir kitle buna meraklı. Ne oldum değil ne olacağım diyeceksin!

13. Bir diğer merak ettiğim o zamanlar hiç çıkartmadığınızı yazdığınız şu Rotaryan Rozetiniz. Parti içinde size diyorlar ki: ‘adam rotaryan, mason’ ve bir önyargı hasıl oluyor. Neden sizin rotaryan olmanıza bu kadar takıldılar, ne düşündüler?
- Türkiye’de yabancı isimli Kur’an Kursu olsa kimse bir şey demez. (Gülüyor) Aslına bakarsan bu tip gönüllü kuruluşlar takdir edilecek kuruluşlar. Belli bir kesim bunu algılayamıyor. Neticede benim çevrem bile referans olmadan Rotary’e üye olamaz, referans lazım. Çekememezlik belki de…

14. Şu çok ilginç! 98’de Ankara’ya dönerken bindiğiniz uçak İran’a kaçırılmak isteniyor. Bir korsan uçağı ele geçiriyor. Sonrasını sizden dinlemek isterim. Çok güldüm!
- (Gülüyor). Adamın elinde puro gibi bir şey var. Oyuncak ayı var. Bir de fitil var. Güya içinde patlayıcı var. Dedik böyle korsan mı olur. Adamı altıma aldım. Adam: ‘Beni öldürecek misin?’ dedi. Sonradan arkada oturan bir avukat ‘ben etkisiz hale getirdim’dedi ama aslında bunu yapan Erdener ve bendik.
- Uçak sizi alkışladı mı peki?
- Tabii. Bu olay 22 sene önce oldu, hala unutulmuyor. Uçak yolcu listesi televizyonda yayınlanınca oğlum ‘F.Ulusoy’u gördü, bir de resmim var gazetede. Oğlumu ertesi gün okulda omuzlarına almışlar kahraman diye! (Gülüyor)

 

YUSUF ZİYA YILMAZ’DAN TEK KARIMIZ DOSTLUĞU OLDU

 

15. Bir de kitabınızda diyorsunuz ki şu anki milletvekili, eski büyükşehir belediye başkanımız hakkında : ‘Yusuf Ziya Yılmaz’dan tek karımız dostluğu oldu.’
- Maddi bir beklenti içinde olmadık. Siyaset yapmanın bir maliyeti vardır, bir bedeli olmalı. Siyaseti maddi bir beklenti için yapan bir kitle var, bir de menfaat için. Biz hizmet için yaptık. Yusuf Ziya’da yaptığı hizmetlerle gerçekten yüzümüzü ak çıkarttı. Samsun bugün yaşanabilir kentler sıralamasında. Senin çocukluğunda deniz kenarında yürüyemezdik kokudan. Yusuf Ziya Yılmaz’ın şu sözünü unutmam.‘Ne kadar da borçlandın bu şehir için?’denildiğinde: ‘Ya kardeşim, borçlanıyorsak kumar oynamıyoruz ya. Bu memlekete bir şey yapıyoruz. Yarın gelecek kuşaklar hizmet etmezsek bize beddua etmez mi?’demişti. Kendisine teşekkür ederim tekrardan.

 

YORUMLAR
Yorumunuz başarıyla kaydedildi