YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Ayşegül Asal

ÖNCÜ BİR BAKLAVA USTASI TANIDIM: FATİH GÜLLÜOĞLU

Fıstıklı baklava ve fıstıklı diğer tatlılar hep en sevdiklerim olmuştur. Antep’e sırf katmerinden, fıstıklı tatlılarından yemek için pek çok kere gitmişliğim de vardır. Lakin İstanbul’da aynı tadı hatta daha lezzetlisini bulabileceğimiz bir baklavacı daha var! İşte bu güzel kente her gidişimde uğramaya çalıştığım, çok sevdiğim bu mekan: Güllüoğlu. Ve bugünkü röportajın kahramanı ise sosyal medyada bu markayı oldukça iyi temsil eden, iştah açan çok özel baklava fotoğraflarıyla mesleğinin hakkını veren ve hatırı sayılır bir takipçi listesi olan Fatih Güllüoğlu.

 

Kendisiyle konuşmamda 3 unsur çok dikkatimi çekti.Vefalı; kendisine miras kalan bu markanın aile büyüklerinin emekleri ile olduğunun ve bu hatıratı koruması gerektiğinin farkında!Mütevazi; ‘Ben sıradan bir baklavacıyım’ diyecek kadar olduğundan küçük görünmeye çalışan ve belki de yüksekten bakıp düşecekken, alçak gönüllü olup yükselen biri kendisi!  Disiplinli; bu ata yadigarı yer zaten hayatın bir lütfu gereği ellerinde diye hoyratça kullanmayan, sanki bu markayı sıfırdan kuran bir kişi gibi çalışan, gayretli ve titiz biri Fatih Güllüoğlu!

 

Bunlar benim dikkatimi çekenler… Bakalım siz kendisinin cevaplarını gözden geçirdiğinizde başka hangi ayrıntıları yakalayacaksınız? Keyifli okumalar.

 

 

  1. İsminizin başındaki B harfinin açılımını öğrenelim mi önce?😊

 

(Gülüyor) Beraettin. ‘Fatih Güllüoğlu’ ismi bilindiği için bu şekilde kısaltma kullanıyorum. Beraettin ismini bana rahmetli dedem koydu. İsmin önemi bende büyük. Bu yüzden çok seviyorum.

 

  1. Korona sürecini nasıl geçirdiniz ve şu an ne durumdasınız? Bir yemek sektörü olarak kısa süreli bir sallanma yaşadınız mı?

 

Biz köklü bir firma olduğumuz için böyle süreçlerde proaktif önlemler alma konusunda tecrübeliyiz. Zaten gıda mühendisleri eşliğinde üretimimizi yapıyoruz. Pandemi süreci başladığı zaman firma içerisinde dezenfektasyon, sterilizasyon, ürünlerin kalitesinin sürdürülebilirliği ile ilgili neler yapılabileceği konusunda toplantımızı yaptık, kararlarımızı aldık. Zaten pek çok standardı ürünlerimize uygulamaktaydık. Bu standartları pandemi dönemine adapte ettik ve çok fazla uyarlamaya gerek kalmadan bu süreci yönettik.

 

 

 

HALA USTA OLDUM DİYEMİYORUM!

 

  1. 11 yaşında iken Güllüoğlu üretim tesislerinde iş başı yaptınız. Hem okul hem iş hayatını nasıl dengelediniz? Baba yeri olduğundan arada bir mi uğrardınız tesise, yoksa disiplinli ellerde miydiniz?

 

Bizim meslek hayatına çocuk yaşta başlama sebebimiz; ek-kol koordinasyonunun küçük yaşlarda gelişmeye başlaması.  Hamur açma gibi beceri gerektiren faaliyetlere çocukken başlamanın faydası çok. Daha sonra yaptığınız zaman adapte olamıyorsunuz. Aslında bu noktada kendime çok önem atfetmemem lazım. Ben ya hafta sonları ya yazları çalıştım. Sonuçta babamın hazır kurulu bir düzeni vardı dedelerimizden kalan, halimize hamdolsun. Benim yaptığım 18 yaşına gelene kadar meslekten kopmadan mesleğimin inceliklerini öğrenmek, el becerilerimi geliştirmek ve elimden geleni ortaya koymak oldu.

 

KARAR ALMA SÜREÇLERİ: KARAR ALMA ANINDAKİ HEYECANIN KDV’SİNİ DÜŞTÜKTEN SONRA GERÇEKLEŞİYOR!

 

  1. Marmara Üniversitesi’nde ‘psikolojik danışmanlık ve rehberlik’ okudunuz. Okuduğunuz bölümü şu an hem halkla ilişkilerde hem de iş bağlarken kullandığınızı ve epey işinize yaradığını düşünüyorum?

 

Tabii ki. Bu benim iş hayatımda çok fayda sağlıyor. Kendi çalışanlarımla, meslek paydaşlarımla bir araya geldiğim zaman onlara karşı toleransım, işbirlikçi bir yönetim sunmam daha kolay oluyor. Sonuçta karar alma süreçleri her zaman insanların o karar alma anındaki heyecanının KDV’sini düştükten sonra pratiğe geçilmesi gereken süreçler oluyor. Böyle bir yararı oluyor size. 😊

 

 

 

ÇALIŞMAK KENDİME AYIRDIĞIM BİR ZAMAN DİLİMİ…

 

  1. Güllüoğlu firmasında yönetsel faaliyetlerde bulunuyorsunuz.. Bu yoğun iş hayatında nasıl bir zaman yönetiminiz var? Kendinizi ihmal etmemeyi başarabiliyor musunuz?

 

Meslek hayatı sizin de biraz önce bahsettiğiniz gibi çok erken yaşlarda başlayınca sizin için bir meslek olmaktan çıkıyor. Hayatınızın içine entegre olmuş, gün içerisinde yapmış olduğunuz rutin bir eylem gibi oluyor. Dolayısıyla dükkana gelmek, gitmek, dükkan içinde yapmış olduğunuz şeyler sizin için yemek yemek, su içmek kadar doğal şeyler oluyor. Ben dükkana geldiğimde hiçbir zaman saat kaç oldu, ne zaman gideyim demiyorum. Bazen gece 4’de geliyorum. Bazen gitmiyor burada kalıyorum.

 

  • Spor, tatil ve diğer özel hobiler ikinci planda mı kalıyor hayatınızda?

 

Onları da hayatıma yediriyorum. Fabrikamızın yanında çok güzel yürüyüş parkurları ve spor sahaları var. Mümkün olduğu kadar yürüyüşümü yapıyorum. Sağlıklı kalacak kadar kendime bakmaya çalışıyorum.

 

 

 

KAĞITHANE GÜLLÜOĞLU, DÜNYA’NIN EN BÜYÜK BAKLAVA ÜRETİM TESİSLERİNDEN BİRİ.

 

  1. Üretim faaliyetlerini siz yürütüyorsunuz. Lezzetlerinizin insanlara ulaşmasında başat bir rolünüz var. Şubeleşme çalışmalarınız ne durumda?

 

YOK! (gülüyor) Ben üretim odaklıyım. Benim görevim o yediğiniz baklavaların güzel olması için gereken bütün altyapıyı kurmak , onun önündeki bütün engelleri kaldırmak. Biz şu an  Kağıthane’deki Güllüoğlu mağazamızı ön plana çıkartıp, lezzetlerin insanlara buradan ulaşmasını önceliyoruz. Başka yerlere şube açtığınız zaman gidip ilgilenemiyorsunuz ama burada en ufak bir detay gözünüzün önünde oluyor. Kaliteyi maksimum tutabiliyorsunuz. Baklava bir zanaat. Bizim şu anki hedefimiz de baklava zanaatını en güzel şekilde insanlara sunmak…

 

EN BÜYÜK USTA MÜŞTERİDİR!

 

  1. Ürün yelpazenize sürekli farklı tatlar ve tasarımlar katmak durumundasınız zannediyorum. Var olan bilgilerinize yenilerini eklemek için neler yapıyorsunuz? Ezcümle nasıl donatıyorsunuz kendinizi?

 

Bu noktada gelen eleştiriler ve öneriler eşliğinde kendimizi sürekli yeniliyoruz. Müşteriler bizi nasıl yönlendirirse ürünlerimizin lezzetini optimum hale getirmeye çalışıyoruz. Bunun haricinde pasta ve lokum üretimi için de bir çok firmadan demo çalışması yapmak üzere şefler geliyor ve değişik tarifler elde ediyoruz. Değişik sürprizlerle müşterilerimizin karşısına çıkmaya çalışıyoruz. 😊

 

 

 

  1. Size kötülüklerin lordu da deniliyor😊 Buna çok güldüm!

 

(Gülüyor) Genelde şişmanlatan şeyler paylaştığım için öyle bir lakap taktılar hanımefendiler sağ olsunlar. Ben de kötüyüm evet diyorum.  O şekilde devam ediyor bu karşılıklı espri.

 

  1. Sizi sadece tatlı dükkanından ibaret görmemek gerek aslında. Osmanlı şerbeti, zeytinyağı, simit, poğaça da yer alıyor tezgahlarınızda. Belki ilerde yemek üzerine de ürün gamınızı genişletir ve Türk yemeklerini de dünyaya tanıtırsınız?

 

Bu baklava öyle bir şey ki, bittikçe pişiriyorum. Taze bir şekilde müşterilere prezante etmeye çalışıyoruz. Ürün gamını genişletmek malın tezgahtaki tüketimini ve sirkülasyonunu bozuyor. Biz onun yerine minimal çeşitte kalıp butik bir konseptte hizmet vermeyi daha uygun buluyoruz.

 

 

 

 

BEN KENDİ HALİNDE BİR FIRINCIYIM.

 

  1. Firmanızı sosyal medyada başarı ile tanıtıyorsunuz. Enerjiniz çok yüksek.

 

Teşekkür ederim. Firma tarihi o kadar köklü ki, elimden geleni yapmaya çalışıyorum.  Bu bağlamda, normal hayattaki kişiliğimi dijital ortama aktarınca güzel bir etkileşim ortaya çıktı. Ben sadece sosyal medyada bir figür olabilirim. Hiç ön planda olmak istemeyecek ben ön planda olmuşum! (Gülüyor)

 

  • Ben bu başarınızın arkasında okuduğunuz bölümü aynı zamanda da kadın takipçilerinizin kurduğu sohbetlerin DNA’sını çözdüğünüzü görüyorum.😊

 

Kadın olgusu zarafet ile eş değer. Ben tüm kadın takipçilerime, kendi kız kardeşime gösterilmesini istediğim saygı oranında yaklaşmaya çalışıyorum.

 

 

SAYGIYI FİLTRE SÜZGECİNDEN GEÇİRMEK LAZIM!

 

  1. Instagram’daki imajınızı ‘aileden biri’ olarak özetliyorum ben. Çocuk, yaşlı, kadın, erkek herkes sizi kategorize etmeden takip edebiliyor. Bu nadir görülen bir durum artık. Güzel bir başarı.

 

Başarı olarak atfederseniz ne mutlu bana. Çok dışarı çıkmadığım için orası benim için bir sosyalleşme mekanı. Burada kaçırılmaması gereken, kadının var oluşuna yönelik o saygı unsurunu her zaman filtre süzgecinden geçirmek! Yazdıklarınızı, yorumlarınızı, jargonunuzu oturtmanız lazım. Benim yapmaya çalıştığım şey buydu.

 

  1. Muhafazakar camia takip ediyor özellikle sizi. Paylaşımlarınızın %95’inin yemek ve tatlı olduğunu varsayarsak bu ilgi nereden kaynaklanıyor sizce?

 

Çok bilemiyorum inanın. Bunu ben de gözlemliyorum ama sebebini bilmiyorum. Ben çok sonuç odaklı olduğum için gidiş yoluna çok bakmıyorum. (Gülüyor) Takip etmeleri bile başlı başına bir değer benim için. Burada mühim olan insanlarla kurduğunuz ilişkinin kalitesi.

 

 

 

  1. Takipçilerinizle temsil yerindeyse 40 yıllık arkadaş gibisiniz. Hemen her kişinin sorusuna cevap veriyorsunuz, bazen siz sorular sorup bir sohbet ortamı oluşturuyorsunuz. Sosyal medyanın içinde bu kadar aktif olmanın kazanımları bir yana, hiç kaybettirdiğini de düşündüğünüz oldu mu?

 

Kaybetmesine izin verecek kadar sosyal medyada kendimi ön plana koymadım. Ben kendimi çok önemseyen , yücelten biri değilim. Kendinizi önemsemediğiniz zaman, insanlarla muhabbet etmeye devam ettiğiniz zaman orada bir kayıp olmuyor. O yüzden sosyal medyada aktif olmamın bana negatif bir etkisi yok.

 

  1. Takipçilerinizle aranızda genellikle esprili bir dil hakim. Sizin bu dili yerinde ve dengeli kullandığınızı gözlemliyorum. Yazı dilinde de espri yapmak çok büyük bir risk aslında değil mi?

 

Evet tabii. Çok dikkat etmek gerek. Her yorumumun sonunda bir ‘efendim’ kelimesi vardır mesela. Gülücük emojim her zaman vardır. Biz orada bir aile gibiyiz.

YORUMLAR
Yorumunuz başarıyla kaydedildi