“Gün Kenetlenme Günüdür”

Samsun Baro Başkanı Kerami Gürbüz, ülkemizin hassas ve kritik bir dönemden geçtiğini, normal olmayan yollardan ülkemize yaşatılan ekonomik krizi el birliği ile kenetlenerek aşacağımızı söyledi.

“Gün Kenetlenme Günüdür”

“YANGINDA SAKIZ ÇİĞNENMEZ”
Samsun Baro Başkanı Kerami Gürbüz, konunun uzmanlarının ifadesiyle yaşadığımızın normal bir ekonomik kriz olmadığını söyledi. Gürbüz, ekonominin normal seyrinde asla yaşanmaması gereken bir krizi, bugün bu ülkeye ve bu ülkenin insanına yaşatıldığını söyledi. Başkan Gürbüz, “ Bazı güç odakları ekonomimizi spekülatif ataklarla yapay olarak doğal seyri dışına çekiyor, çekmeye zorluyor. Bu kez askeri müdahale değil ekonomik müdahale söz konusu ve silah yerine döviz, altın, borsa kullanılıyor. Bu müdahale girişimini de topyekûn birlikte hareket ederek ve millet olarak birbirimize kenetlenerek aşabiliriz. Böyle bir yangın ortamında hiçbir yurtsever, yangını çiklet çiğneyerek ve saçlarını tarayarak seyredemez. Ve yine hiçbir yurtsever, böyle bir krizden memnuniyet ve sevinç duyamaz. Gün “armudun sapı, üzümün çöpü” kavgasının verileceği gün değil bilakis teferruata boğulmadan birbirimizle kenetlenme günüdür. Nitekim bugün milletimizin hemen her ferdi bu anlayış ve inançla yapay olarak oluşturulmuş bu krize karşı ortak bir duruş sergilemektedir. Milletimizin bu ortak duruşunun ve topyekün desteğinin yanında devletimizin de yerine getirmesi gereken bir kısım yapısal değişiklik ve reformlara ihtiyaç vardır” diye konuştu.
Samsun Baro Başkanı Kerami Gürbüz, bu kriz döneminde alınmasi gereken önlemleri de şu şekilde sıraladı. 
- Devletin en tepesinden en aşağısına kadar tüm birimlerinde her türlü israf önlenmeli ve durdurulmalıdır. 
- Belediyeler asli hizmet alanları ve görevleri dışında başka hiçbir kalemde harcama yapmamalıdırlar. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri vb tüzel ve gerçek kişilerin belediyelerden asli hizmetleri ve görevleri dışında başka beklentileri olmamalıdır. 
Siyasi partilerin ve adayların seçim dönemlerinde yaptıkları seçim harcamaları kontrol altına alınmalı, seçim ekonomisi her yönüyle şeffaf ve kontrol edilebilir hale getirilmelidir. 
Sivil toplum örgütleri ile meslek örgütlerinin tüm çalışma, proje ve etkinlikleri kendi iştigal sahaları ile ilgili olmalı herkes kendi işini hakkıyla yerine getirmelidir. 
Bankacılık sistemi, haksız ve ölçüsüz zenginleşmenin, vatandaşı ve yatırımcıyı gereksiz yormanın sektörü değil ekonominin sağlıklı sevk ve idare edildiği sektör olmalıdır.
Devlet, teknolojinin geliştirilmesi, üretilmesiyle ilgili proje ve yatırımları ar-ge, vergi, altyapı vb yönlerden teşvik etmelidir. Ülkemize ait uluslararası marka ve patentlere sahip olabilmek için her türlü çalışma ve girişime öncelik ve hız verilmelidir. 
Başta yatırımcılar olmak üzere vatandaşların tamamının belini büken vergiler, sgk primleri makul ve katlanılabilir seviyelere çekilmelidir. 
Ülkemizin tarım ve hayvancılık potansiyeli daha üretken hale getirilmeli, çiftçi üretmeden değil, ürettiği karşılığında sübvanse edilmeli, çiftçinin üreteceği tarım ürünleri planlanmalı ve Türkiye’nin temel tarım ürünlerini ithal etmesinin önüne geçilerek ürettiğiyle kendine yetecek ve ürettiğini ihraç edecek hale gelmelidir. 
Yasalaşma ve diğer mevzuat çıkarılırken de israftan kaçınılmalı, sürekli ve düzenli olarak, yasa, yönetmelik vb düzenlemeler yapmak yerine ülkenin ve milletin ihtiyaçları için zorunlu ve lüzumlu düzenlemeler yürürlüğe sokulmalı, torba/çuval kanun uygulamasına son verilmeli, uygulanma yeri olmayan/kalmayan mevzuatta ayıklama, temizleme yapılarak mevzuat çöplüğünden artık arınılmalıdır. 
10 - Türkiye “dünya adalete güven endeksi”nde çok alt sıralardadır. Her yıl bu sıra daha da gerilemektedir. Bu sıralamadaki bir ülkeye yabancı yatırımcı kolay kolay yatırım yapmaz. Çünkü yatırımcı kendini güvende hissedeceği ülkelerde yatırım yapmak ister. Yatırımcının kendini güvende hissedebilmesi her şeyden önce adalet sistemine güven ile başlar. Bu nedenle sürekli gündemde tuttuğumuz üzere başta hukuk eğitimi olmak üzere yargının tüm unsurları ile ilgili reform niteliğinde değişiklikler, başta barolar olmak üzere konunun paydaşları ile birlikte karar verilerek yapılmalıdır. Demokratik hukuk devleti, tüm kurum ve kurallarıyla işlevini yerine getirebilir bir konuma getirilmelidir. Hakim, savcı ve avukatlar mesleğe seçilirken sadece liyakat ve güvenilirliği esas alınmalı, objektif kriterler dışında başka hiçbir kriter aranmamalıdır. Özellikle yargı kurumlarının yetki alanındaki konularda, dış güçlerin ülkemize yönelik baskı veya gözdağı girişimlerinde başta yargı kurumları olmak üzere devletin tüm kurumları dik bir duruş sergilemeli, yasal mevzuat neyi gerektiriyorsa o yönde tavır konulmalıdır. 

Başkan Kerami Gürbüz açıklamasını şu şekilde tamamladı:  Türkiye Cumhuriyeti devleti, ülkesiyle milletiyle güçlü bir devlettir. Bu kriz de elbirliğiyle, güç birliğiyle aşılacaktır. Ancak yukarıda sıraladığımız tedbirlere başvurulması ve bunların sürekli hale getirilmesi ülkemizi muhtemel yeni krizlerden de koruyacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, bu ülkede faaliyet gösteren ve ekmeğini bu ülkeden çıkaran avukatlar olarak her zaman olduğu gibi bu krizde de devletimizin ve milletimizin yanında olduğumuzu, talep ettiğimiz yapısal reformların da takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgi ve takdirine sunuyoruz.

İlhan Demircioğlu