Onlara acımak en büyük kötülük

Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademesinde 56 öğrenicinin eğitim gördüğü Samsun 19 Mayıs İşitme Engelliler Okulu Türkiye’de ilkleri başaran eğitim kurumu olmasıyla dikkat çekiyor.

Onlara acımak en büyük kötülük

Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademesinde 56 öğrenicinin eğitim gördüğü Samsun 19 Mayıs İşitme Engelliler Okulu Türkiye’de ilkleri başaran eğitim kurumu olmasıyla dikkat çekiyor.

06 Aralık 2017 Çarşamba 13:56
Onlara acımak en büyük kötülük
Samsun Son Haber

Türkiye’de devlet okulu olarak ilk işitme engelliler okul öncesi eğitimi Samsun 19 Mayıs İşitme Engelliler Okulu’nda başladı. Ayrıca atletizm ve basketbol dalında Türkiye şampiyonları çıkaran okul, öğretmen ve idarecilerinin üstün gayretleri sayesinde işitme engelli çocukların dünyalarına ses hayatlarına umut ışığı oluyor.

Ancak, bu özel çocukların hayatlarında eğitimin olduğu kadar ailenin etkisi de çok önemli. Bu çocukların özelliklerinin bilindiği ve engellerinin kabullenildiği evlerde gelişimin istenilen yönde olacağına işaret eden Samsun 19 Mayıs İşitme Engelliler Ortaokulu Müdürü Saffan Bölükbaşı;” İşitme engelli çocuklarımızdan önce aileleri eğitmek gerekiyor.” Diyor.

Aziz Atik Fen Lisesi Müdürlüğü görevinden gelen Saffan Bölükbaşı’nın ilk dikkatini çeken Samsun’da okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademesinde eğitim veren bir işitme engelliler okulundaki öğrenci sayısının bu denli az olmasıymış. Zira şimdilerde 56 olan öğrenci sayısı o dönem sadece 35 imiş.  İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nin yapmış olduğu alan taramaları sonuçlarını incelediğinde Samsun’da 300 işitme engelli öğrencinin olduğunu tespit eden Bölükbaşı, bu durumun ailelerin ve toplumun yanlış düşüncelerinden kaynaklandığını ve bir çok insanın heba edildiğini kaydederek şu ifadeleri kullanıyor; “İşitme engelli çocuklarımızdan önce aileleri eğitmek gerekiyor. Aileler çocuklarının özel durumunu bir ayıp zannediyor. Çocuklarının işitme engelli olduğunun duyulmasını istemeyen aile eğer işitme engelliler okuluna giderse bu durumun ortaya çıkacağı korkusu yaşıyor. Halbuki ortada bir gerçek var. Bu gerçek çevre tarafından er veya geç bilinecek. Bu arada çocuğun eğitimi için geç kalınıyor. Hem bu bir ayıp değil. Toplumumuzda aşamadığımız bu tür konular halen daha var. Aileler bu türden yanlış düşünceler nedeniyle çocuklarının kaynaştırma eğitim almasını yani normal bir okula giderek eğitim almasını istiyorlar. Ben üç bin öğrencili bir okulun müdürlüğünden geldim. Her sınıfımızda da iki üç tane kaynaştırma öğrencisi vardı. Bunlar sadece işitme engelli değil herhangi bir engele sahip özel öğrencilerimizdi. Ama ben özellikle 19 Mayıs İşitme Engelliler Ortaokulu Müdürü olduktan sonra bunu daha iyi fark ettim; Kaynaştırmanın kalabalık sınıflarda hiçbir faydası yok. Çünkü özel çocuklar diğer öğrencilerin arasında kendisini ötelenmiş gibi hissediyor. Oysa kendisi ile aynı engeli taşıyan aynı yaş grubundaki çocuklarla bir arada olan öğrenci önce şunu görüyor; ‘Demek ki bu durumu yaşayan tek ben değilim’  Ayrıca bu çocuk kendisine özel eğitim argümanları ve eğitim sistemi ile çok daha kolay bir okul hayatı geçireceğinden okula karşı antipati değil sempati duymakta. Tam tersi olarak kaynaştırmada engeli olmayan çocuklara yönelik verilen eğitim sistemine ayak uyduramadığında okuldan soğumaktalar.”

“AİLELER BİLİNÇLİ OLURSA ORTADA ENGEL KALMAZ”

Okul öncesi eğitimde 3 kız 1 erkek olmak üzere 4 tane işitme engelli öğrencisi, ilkokul düzeyinde 10 kız 6 erkek öğrencisi, ortaokul düzeyinde de 13 kız 13 erkek öğrencisi olan okulda bu sayılar dahi acı bir gerçeği ortaya koyuyor.

Bölükbaşı bu gerçeği şöyle ifade ediyor; ” Ortaokul seviyesinde okul öncesi ve ilkokul kademelerine göre daha fazla öğrenci olmasının sebebi yine bahsettiğimiz aile ve toplum bilinçsizliği.  Çocuğunun engelinden utanan aile onu önce mahallesindeki anasınıfına veya ilkokula vermeye gayret ediyor. İlerleyen yıllarda ise sıkıntıları yaşayıp gördükçe ancak ortaokul seviyesinde iken çocuğunu bize getiriyor. Tabi daha en baştan yani okul öncesi dönemden gelmiş olsa birçok problem rahatça aşılmış olacaktı. Biz bu çocuklara acıyarak, onlardan utanarak hiçbir şey elde edemeyiz. Onun yerine toplum olarak, kamu olarak, STK’lar olarak el birliği ile aileleri ve toplumu bilinçlendirmemiz gerekiyor. İşitme engelli bir çocuğun okul öncesi eğitimi ile birlikte anne baba demesi ne ifade eder acaba bir anne baba için? Acaba çocuğunun işitme engelinin çevre tarafından duyulmaması mı daha önemli? Yoksa o çocuğun iyi ve doğru bir eğitim ile topluma kazandırılması mı daha önemli? Aile sadece bunun kararını vermek zorunda. Zaten okulumuza da Milli Eğitim Müdürlüğü Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) raporu olmadan öğrenci alamıyoruz. RAM’ın rapor vermesi için de tam teşekkülü bir hastanenin heyet raporu gerekiyor. Bu durumdaki çocuk inanın zaten normal okulda değil engeline uygun eğitim alabileceği bir eğitim kurumunda okumalı.”

Çocuklar geç kalındığı için verilen eğitimlere rağmen aileleri ile iletişim kuramıyorsa bu defa ailelere çocukları ile iletişim kurmaları için okulda işaret dili eğitimi de veriliyor.

“AİLE İLE İLETİŞİM SAĞLANABİLMESİ DAHİ ÇOK ÖNEMLİ”

Ev içerisinde en azından temel iletişimin sağlanabilmesinin dahi büyük önem taşıdığını anlatan Bölükbaşı; “ Buradaki çocuklarımız okuldan eve gitmek istemiyorlar. Bunun nedeni ne? Çünkü çocuk burada iletişim kurabildiği birileri ile birlikte. Oysa eve gittiğinde en yakını olan ailesinde iletişim kurabileceği kimse yok. Çocuğun eğitiminde geç kalınmış kendini ifade edemiyor. İşaret dili bilse ailede işaret dili bilen yok. İletişimin kurulamadığı bu evde çocuk için hayat bitmiştir. Duyan işiten konuşan ailelerde dahi iletişim problemleri yaşanıyorken bir de karnı acıksa, hasta olsa,  bir yeri ağrısa derdini anlatamayan bir bireyin, onu anlamayan ailenin yaşadığı evi düşünün.Ama maalesef bizim toplumumuzda durum çok farklı. Çocuğu işaret dilini öğrenirse hiç konuşamaz yada az konuşabiliyor ise konuşmayı tamamen unutur diye okuldan alan veliler var. Okulda İngilizce öğrenen çocuk Türkçe’yi nasıl ki unutmuyorsa işaret dilini de öğrenen konuşmayı unutmaz. Ama velilere daha bunu bile anlatamıyoruz ”   diyor.

OLİMPİYAT OYUNLARI FARKINDALIK OLUŞTURDU

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Samsun’da düzenlenen 23'üncü Yaz İşitme Engelliler Olimpiyat Oyunları’nın toplumsal farkındalık açısından çok çok önemli bir görevi yerine getirdiğini ve bundan sonraki süreçte toplumun daha duyarlı bir yaklaşım sergileyeceğinden emin olduğunu ifade eden Bölükbaşı;”Olimpiyatlar sayesinde insanlarımız işitme engellilerin de neler yapabileceği, neleri  başarabileceğini gördü. Bizim de olimpiyatlarda mücadele eden eski öğrencilerimiz vardı. Gurur duyduk. Toplumda onlara acımak yerine destek verildiğinde gurur duyabilecekleri işleri başarabildiklerini gördüler. Bütün bunlar bizim için çok önemli. Bu faydalarını bir kenara bırakalım Samsun’da kamu ve kurum kuruluşlarında, sokakta birçok insan işaret dili eğitimi aldı ve öğrendi. Şimdi bir çocuğumuz Samsun’da bir yere gidecek olsa iletişim kurabileceği birileri var en azından.”  İfadelerini kullanıyor.

“ OKUL ÖNCESİ EĞİTİMLE AŞILAMAYACAK SORUN YOK”

Türkiye’de devlet okulu olarak ilk İşitme Engelliler Ana Sınıfı Acun Ilıcalı’nın onursal başkanlığını yaptığı Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı (TİV) ve Çocuk eğitim Derneği (ÇED) ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın iş birliğiyle Samsun’da hizmete girdi. Burada tersine kaynaştırma eğitimi verilmeye başladı ve oldukça başarılı sonuçlar elde edildi. Hatta proje Samsun’da pilot uygulama ile devreye girdikten sonra Türkiye genelinde başka illerde de uygulanmaya geçildi.

 Bölükbaşı okul öncesi eğitim ile yakalanan başarıyı şöyle anlatıyor;” “Bu sistem çok büyük bir fark yarattı. Okul öncesi eğitimi alan işitme engelli öğrenciler ilköğretim 1 sınıfa geldiklerinde neredeyse kendilerini sözlerle ifade edebilecek hale geldiler. Okul öncesi eğitim için ilk kez gelen öğrenciler okul kapısından içeriye girmek dahi istemiyorlardı. Agresif hareketler sergiliyordu. Okul öncesi eğitime okulumuzda başladıktan sonra 3-4 ay içinde çocuklar artık okuldan çıkıp eve gitmek istemiyor hale geldi. Hiç işitmeyen konuşamayan çocuklar anne baba öğretmenim gibi kelimeler telaffuz etmeye başladılar. Bir anne baba için çocuğunun anne baba diye çağırmasından daha büyük bir zenginlik ve hazine olabilir mi? Ben de bir okul müdürü olarak okul öncesi eğitimin insan hayatı üzerinde böylesine önemli bir etkisi olduğuna ilk kez bu vesile işe şahit oldum. Şuanda okul öncesi bölümümüzde 14 öğrenci var. Bunların 10 tanesi normal 4 tanesi özel öğrencimiz. Bu 4 özel öğrencimiz de iki ayrı sınıfta ve eğitim görüyorlar. Burada asıl önemli olan özel çocuklarımızın diğer çocuklardan bir farkı olmadığını göstermek. Onlara özgüven kazandırmak. Biz toplum olarak özel çocuklarımıza ortopedik,zihinsel,görme,işitme engeli ne olursa olsun sadece acıma gözüyle bakıyoruz. Bu gözle bakmamızın da ne bize ne özel çocuklarımıza ne de toplumumuza bir faydası olmuyor. Bu çocuklarımıza acımak yerine hayatlarını kendi ayakları üzerinde devam ettirebilecekleri, dertlerini anlatabilecekleri, sosyal hayata katılabilecekleri, bizlerden bir farklılıklarının olmadığını hissedecekleri seviyeye getiremediğimiz sürece bundan en büyük zararı toplumumuz görecektir. Bu çocuklarımız inanırlar ise dünyada yapamayacakları hiçbir şey yok. O azim ve kararlılık doğuştan bu özel çocuklarımıza verilmiş.”  

“ONLARA HİZMET KENDİMİZE HİZMET”

 Samsun 19 Mayıs İşitme Engelliler Ortaokul Müdürü Saffan Bölükbaşı, “Asıl engellilik bedensel engelliliği değil, asıl engellilik zihniyet engelliliğidir” diyerek;“Aslında bu çocuklarımız engelli değil. Hepsi birer özel insan. Asıl engellilik bedensel engelliliği değil, asıl engellilik zihniyet engelliliğidir. Bunun için biz bu kişilere özel insan diyoruz. Bu gün kulağımız duyabilir, gözümüz görebilir, yürüyebilir, konuşabiliriz, sağlam bir vücuda sahip olabiliriz ama unutmayalım ki hepimiz birer engelli adayıyız. Onun için bu özel vatandaşlarımıza yapılan her türlü hizmet, onların hayatını kolaylaştıracak her faaliyet aynı zamanda kendimize yapılmış bir hizmettir. Çünkü sonuçta söz konusu insan” diye konuştu.

  Ülkemizde sayıları 3 milyona yaklaşan işitme engelliler görünen hiçbir kusurları olmadığından en az dikkat çeken engel grubudur. Fakat eğitim ve bilinç gelişimi açısından en sorunlu grup olduğu bir gerçektir.  İşitme engelliler için hayati önem taşıyan “3 E” erken teşhis, erken cihazlanma ve erken eğitim ülkemizde toplumsal bilgi eksikliği nedeniyle gerektiği gibi uygulanamamaktadır.

Saffan Bölükbaşı işitme engelli bireylerin topluma kazandırılması için 5 altın kural sayıyor:

1.            Önce veli eğitilmeli.

2.            Okul öncesi eğitim mecburi tutulmalı

3.            Alan taraması yapılarak bu durumdaki çocuklar tespit edilmeli

4.            Çocuklar kaynaştırma eğitimi ile değil engelinin durumuna uygun bir eğitim kurumunda eğitim almalı.

5.            Çocuğun eğitim sürecinin tamamına aileler de dahil edilmeli.

                                     

    

                            

Son Güncelleme: 06.12.2017 14:10
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.