Mumbai veya Türkçe bilinen adıyla Bombay, Hindistan'ın Maharaştra eyaletinin başkentidir. Delhi ise Hindistan’ın başkenti.

Mumbai’den yaklaşık 1.30 saatlik uçuşla Delhi’ye ulaştık. İlk fark ettiğim ısının on derece kadar düşmesi ve yaz ortasından ilkbahara geçiş yapmanın güzelliği ve sıcağın etkilerinin azalmasıyla hareket kabiliyetimizin daha bir artması. Türkiye’de ise kış ortası.Bu kadar hızlı ısı değişmeleri şaşırtsa da sıcak seviliyor. Hala incecik giysiler, sokakta çıplak ayakla dolaşanlar gülümsetiyor.

Otele eşyalarımızı atar atmaz hemen bir şehir turu yaptık. Mumbai’den sonra beklentim ne olabilir diye kendime soramıyorum ve bu yeni şehrin sürprizlerine teslim oluyorum. Açıkçası kalan sürenin azlığı hızlı hareket etmemizi gerektiriyor. O yüzden kiralanan bir araçla hava iyice kararana kadar tüm şehri camın arkasından anlamaya çalışıyoruz. Otobüste çok iyi İngilizce konuşan bir rehberimiz var.

Eski Delhi’nin tarihi 1200’lere kadar uzanıyormuş.. Yeni Delhi de bu kentin surlarının dibinde İngilizler tarafından 1900’lerin başında kurulmuş.

Hindistan, 28 tane eyalet ve birlik bölgesinden oluşan ve parlamenter demokrasi olan bir cumhuriyetmiş. Nüfus açısından dünyanın ikinci büyük ülkesi, İngilizce konuşulan ama içinde Türkçe’nin olduğu en az 24 farklı dilin de konuşulduğu bir yermiş.

Giysiler Mumbai’den farklı değil. Japonya’da sokakta yerel giysiler içinde kadınlar görmek mümkün. Günlük hayatta kimonasıyla alış verişe çıkan kadınlar görebilirsiniz ama geneller isek Japon halkı batı tarzı giyiniyor. Hindistan’da ise kot veya pantolonlu kızlar neredeyse hiç görmedik. Genellikle şalvarımsı pantolon kolsuz belden kesik bir üst ve üçüncü parçayı oluşturan tunik. Elbette ki giysilerin çılgın renklerden oluşmuş kombinasyonlar olduklarını belirtmek gerek. Neden bu kadar renklisiniz diye sorduğumda, bizde siyahı yas tutanlar giyer, siyah giymek için çok üzgün olmak gerek dediler. Renk neşedir. Ne kadar çok renk olursa o kadar çok mutluluk bizimle olur.

Dünyaya tekrar ve tekrar geleceklerine inanıyorlar. Ve kast sisteminin artık daha esnek olduğunu ve en alttaki toplumun bugünkü sınavını sağlam verirse bir daha dünyaya geldiğinde bunun hediyesini mutlaka göreceğini düşünüyorlar.

Sokaklarda tek bir izmarit görmedim. Hatta Çin’de kadınların sokakta sigara içmediğini, erkeklerin rahatlıkla içtiğini saptamıştım. Neden burada kimse sigara içmiyor. Doğuya doğru gittikçe erkek egemenliğini daha fazla hissettiğimden en azından buradaki erkeklerin içiyor olabileceğini tahmin etmiştim. Söylenen sigaranın aşırı pahallı olduğu hesapladığımda gerçekten alım güçlerinin çok üzerinde olduğundan, kimsenin tiryaki olma lüksü yok ama yine de çok ilginçti.

Yeni Delhi karmaşık bir enerji veriyor. Trafikte bütün arabalar trafik kurallarının çok ötesinde bir dille hareket ediyor. Sağdan gelen soldan gelen karşıdan gelen hepsi ortada buluşuyor ve birbirlerinin alanlarına gire gire lunapark çarpışan otolar misali doğaçlama çözülüyorlar. Biraz kulaklarınızın korno sesine alışması, biraz sinirlerinizin sağlam olması bence en gerekli şeylerden. Her şimdi kavga çıkacak diye içimden söylendiğimde şaşkınlıkla görüyorum ki kazasız belasız olayı çözüyorlar. El kol hareketi, karşı arabaya camdan laf atma filan kesinlikle beklemeyin. Düğümü çözen uzaklaşıyor.

Delhi’ye gittiyseniz Dünya mirası listesindeki Kızıl Kale’yi görmelisiniz. Bizim gibi bir de ışık gösterisine tanık olursanız, kapılın atmosferin büyüsüne unutun Hindistan hakkında bildiğiniz her şeyi. Lotus Tapınağı yine yerli ve yabancı turistlerin ciddi sayıda uğradığı bir yer. Müthiş etkili bir bina lotus çiçeği şeklinde ve hemen etkisi altına alıyor. Bugün kalabalıkmış daha sonra mı gelseydim cümlesini burada kuramazsınız, çünkü her gün yoğun, içine girmek sakince dolaşmak mümkün mü? Ben bilemedim. Kalabalık içinde dolaşmak ve içeriden fotoğraf alamamak beni biraz yordu, dışarı çıktığımda bir ağacın altında meşhur hint kınası yakan kızlarla sohbet ederek elime, koluma kına yaptırmayı çok daha eğlenceli buldum. 

Kutub Minare ve yerleşkesi kırmızı rengin mimaride en güzel örneği. 1193 yıllarından bir eser, Kuvvetül İslam camii, müstakil bir minaret olan kutub minaresi Alai kapısı ve anıt ve tarihi yapısıyla heyecan verici. Kompleksin içinde İmam Zamin’in türbesi var. Ordan bir çocuk neredeyse sürükleyerek bizi içine götürdü. İşin açıkçası biraz arkada ve kapalı bir alanda ve girilmesine çok izin verilmeyen bir yer olduğundan, bu muhteşem yeri kendi başımıza bulmamız çok zor olabilirdi.

Yine aşağı yukarı 7 metrelik yekpare bir demir sütün dikkatimizi çekti. Caminin avlusundaki bu yapı dirençli bir demir ve tek parçadan oluşmaktaymış. Delhi demir ayağı olarak da anılıyormuş.

Akşam ağırdan ağırdan gelmeye başlayınca biraz daha şehir içinde turlayarak tarihten “bugüne” dönmeyi tercih ettik. Yol boyunca kilometrelerce uzayan halk pazarlarının aşırı kalabalık olması dikkat çekiciydi. Açıkta satılan etten giysiye, tahıldan ev eşyasına her şeyin aynı tezgahlarda satıldığı bu pazarlar hijyen konusunda da elbette düşündürdü. Yeni delhi kapısından geçerken o uzun gezi yolunda binlerce insan sokaktaydı. Bir buluşma yeri havasında şenlikli, renkli bir buluşma hissi uyandırdı.

Sabah erkenden 5 saatlik otobüs yolculuğuyla Agra’ya ulaştık. Artık, Zerdüştleri görmek baharatlar almak, biraz turist kalabalığından uzak mistik havasını deneyimlemek için tüm ümidim burası.

Yol üzerinde Hümayün Türbesine uğradık. 1565 yılından günümüze gülümseyen bu yapının Taj Mahal’e ilham verdiğini söyleniyor. Yan tarafında Lodi bahçeleri engin bir yeşillik ve huzur veriyor. Kısa bir ziyaret sonrası hep bildiğimiz ama bir türlü görmediğimiz Taj Mahal bizi bekliyor.

Taj Mahal…

Bizim heyecanımız artırmak için midir nedir, Taj Mahal önüne geldiğinizde direk görülen bir yapı değil. 4 kapısı olan etrafı duvarlı bir yapı.

Büyük bir duvar gibi kapıdan geçip birden büyük bir bahçeye düşüyorsunuz. Ve fotoğraflardan aşina olunan o upuzun havuzun sonunda, dantel gibi beyaz zarif bir yapı size hoş geldiniz diyor. Arkasında Yamuna nehri.

**Bu resim kesfetsene.comdan alınmıştır.

Taj mahal’in öyküsü hüzünlü. Kubbenin damla biçiminde olmasını “Zamanın Gözyaşı”  diye tanımlıyor rehber.

Şah Cihan’ın çok sevdiği eşinin ölümü üzerine planladığı anıt mezar başta iki anıt mezardan oluşmak üzere planlanmış.  Biri Taj Mahal diğeri nehrin karşı kıyısına yapılacak olan Şah Cihan’ın anıt mezarı ve bir tünelle birbirine bağlanması sağlanacakmış.

Ama Öykü bambaşka bitmiş…

Mimar Sinan’ın öğrencileri tarafından yapılan ve Hattat Settar gibi hattatlarca süslenen yapı, iki yanındaki simetrik camileriyle bir huzur ve ölümün sükunetini yansıtmış. Ölümünden sonra Mümtaz Mahal buraya defnedilmiş. Geçen zaman içinde oğlu tarafından tahttan indirilen ve Agra kalesine hapsedilen Cihan, uzun yıllar buradan Taj Mahali seyretmiş. Hapiste ölen Şah Cihan’ın nereye gömüleceği oğluna sorulduğunda istediğiniz yere gömebilirsiniz demiş ve Şah Cihan’ının kız kardeşi onu Mümtaz mahal’in yanına gömmeye karar vermiş. İlk plana göre ikisi de kendi anıt mezarlarının ortasına defnedileceği planlandığı için Mümtaz Mahal ortada daha yüksek tasarlanmış bir mezarda uyurken Şah Cİhan biraz daha solda ve daha sonradan bu tasarıma eklendiğini hissettiren bir şekilde yanında uzanıyor.

Etraflarını dantel gibi motiflenmiş delikli mermer bir örtü çeviriyor. Sanki onların özel alanlarını bir paravanla koruma altına almış, devamlı izleyen bizim gibi meraklı gözlerden bir nebze korumaya aldıklarını hissediyorsunuz.

Biz,Taj Mahal’in sağlı sollu camilerine doğru uzaklaşırken rehber, Bill Clinton burayı ziyaret ettiğinde “dünyada iki çeşit mutlu insan vardır diye yazmış anı-deftere, biri Taj Mahal’i ziyaret edenler diğeri ziyaret etmeyi planlayanlar” diye arkamızdan seslenirken gülümsetiyor.

Eğer Hindistan’a bir kez daha gidersem, hakkında okuduklarımı unutmak isterim, alıştığım yaşam- yemek- kültür biçimini esnetmek ve Hindistan’ın bana sunacaklarına daha hazır olarak gitmek isterim. İkilemde olmak, yeni ve farklı olanı kabul etmek ve keyfini sürmekte aksaklıklar çıkarıyor ve Hindistan bunu affetmiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.